1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>


06.10.2004 - İlerleme Raporu Hakkında Bildiri

PDF Yazdır E-posta

Türkiye Avrupa Vakfı Mütevelli Heyeti, 9 Ekim 2004 günü toplanarak Avrupa Birliği Komisyonu’nun 6 Ekim 2004 tarihli İlerleme Raporu’nu eldeki veriler ışığında değerlendirmiş ve bu konuda aşağıdaki açıklamanın kamuoyuna duyurulmasını kararlaştırmıştır.

Bugün dünyamız, insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi modernleşmenin değerleri temelinde ekonomik, sosyal ve siyasal bir değişme ve gelişme sürecini yaşamaktadır… Avrupa bütünleşmesi düşüncesinin doğuşu, Avrupa Birliği’nin oluşumu ve son yüzeli yıldır Türkiye’nin yaşadığı politik, ekonomik, kültürel değişim ve gelişme, bu tarihsel sürecin doğal bir sonucu ve parçasıdır. Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinin temelinde yatan tarihsel ve sosyal olgu da budur.

Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin Avrupa ortak değerlerini kabul ederek Avrupa Birliği’ne aday üye olmasıyla ilişkilerimiz Türkiye açısından olduğu kadar Avrupa Birliği yönünden de yeni bir aşamaya gelmiştir. Bu olgu, Avrupa bütünleşmesi açısından Avrupa Birliği’nin ilk kuruluşu kadar önemli ve stratejik değerde bir gelişmedir. Öte yandan, küreselleşme sürecinin yol açtığı gelişmeler ve 11 Eylül terörüyle güncellik kazanan “medeniyetler çatışması” tehlikesi Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinin küresel boyutunun da anlaşılmasına neden olmuştur…

Avrupa Birliği Komisyonu’nun 6 Ekim 2004 günü açıklanan İlerleme Raporu işte bu koşullarda ve bu gerçeklerin ortaya çıktığı ve tartışıldığı bir sırada oluşmuştur.

Rapor Türkiye’nin Kopenhag Kriterlerini yeterince yerine getirdiğini kabul ederek üyelik müzakerelerinin başlatılması için yeşil ışık yakmıştır. Bu kuşkusuz önemli bir gelişmedir.

Ancak, genişleme alanındaki Rapor önceki uygulamalardan farklı olarak müzakere sürecini  olumsuz yönde etkileyici nitelikte bazı koşul ve sınırlamalar öngörmektedir. Rapor’da müzakerenin her zaman için askıya alınacağı söz konusu edilmektedir. Ayrıca, müzakere sürecinin “ucu açık” olduğu belirtilmektedir. Aynı şekilde, "iş gücünün serbest dolaşımının sürekli ve kalıcı” olarak sınırlanacağı dile getirilmektedir. Öte yandan Rapor, teknik bir nitelik taşıyan müzakere sürecini siyasallaştırıcı nitelikte bir yöntemi de benimsemektedir. Bu bağlamda Rapor müzakereler için “yeniden gözden geçirilmiş katılım ortaklığı belgesi” koşulunu içermektedir. Bunun gibi, müzakere süreci için “hükümetler arası konferans” uygulaması kabul edilmektedir.. Nihayet, müzakere sonuçlarının Avrupa Birliği’nce yeniden değerlendirileceği belirtilmektedir.

Komisyonun önceki uygulamalardan ayrılarak böylesi kural ve koşullara yer vermesi, bir anlamda önyargıların aşılmadığını ve güven eksikliğinden doğan kuşkuların giderilemediğini göstermektedir.

İç politik dengelerden ileri geldiği anlaşılan bu talihsiz tutum Raporun objektifliğine gölge düşmesine neden olmuştur.

Raporda yer alan bu tür koşullar ve sınırlamalar, Türkiye’nin  Kopenhag Kriterlerini yeterince yerine getirdiği yönündeki Komisyonun temel saptamasını yadsımakta ve Helsinki Kararları ile de çelişmektedir..

Bu bağlamda belirtelim ki,  bazı çevrelerce zaman zaman gündeme getirilen Türkiye için tam üyelik yerine “imtiyazlı ortaklık” önerileri de Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinin niteliğine ve tarafların Helsinki Toplantısı’ndaki kabullerine ters düşen anlamsız bir yaklaşımı yansıtmaktadır.

Helsinki Zirvesi’nde, Türkiye Avrupa Birliği’ne öteki ülkelerle eşit koşullarda üye olmak üzere aday olmuştur. Tarafların ortak iradesi bu yönde oluşmuştur. Türkiye’nin üyelik ilişkisinde olduğu gibi müzakere sürecinde de eşit bir uygulamayı beklemesi hakkıdır. Türkiye’nin öteki ülkeler gibi eşit haklarla katılacağı bir müzakere sürecinin başlatılması, aynı zamanda Avrupa Birliği’nin kendi değerleri temelindeki tutarlılığının gereğidir.

O nedenle, Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nce 17 Aralık Tarihinde Türkiye ile müzakereye başlama  kararı alınırken, Raporun bu olumsuz yönlerinin de aşılması gerekmektedir.

Zirvenin alacağı bu tarihi kararla birlikte Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri son aşamasına girecek ve makul bir müzakere süreci sonunda da Türkiye Avrupa Birliği’nin üye olurken. Türkiye’nin içinde yer aldığı Avrupa Birliği böylece daha zengin, daha güçlü ve daha anlamlı bir kimlik kazanacaktır.

Türkiye’de İktidarda ya da muhalefette olsun tüm siyasal partilere, ilgili tüm kurum ve kuruluşlara ve de Avrupa Birliği’nde başta Devlet ve Hükümet Başkanları olmak üzere, Avrupa değerleri ve Avrupa Bütünleşmesi düşüncesine duyarlı tüm çevrelere önemli görevler düşmektedir.

Türkiye, bu amaç doğrultusunda Cumhuriyet’in kuruluşu sırasındaki heyecan, kararlılık ve özgüvene dayalı atılımcı tutumunu bir kez daha ortaya koymalıdır..

Bu çerçevede özellikle sivil toplum örgütlerinin işlevi özel bir önem kazanmaktadır. Türkiye Avrupa Vakfı, Resmi Senedi’nin “Başlangıç” bölümünde de açıkça belirtildiği gibi, kendini bu sürecin ayrılmaz bir parçası olarak görmektedir.  Kuruluşundan buyana Avrupa Birliği ilişkilerini her yönüyle tartışmaya açarak halkımızı aydınlatmaya katkıda bulunmaya çalışan Vakfımız, önümüzdeki aşamada da bu görevini ilgili kuruluşlarla birlikte ve etkili bir biçimde sürdürecektir.

Bu içerik 470 kere okunmuştur
 

Üye Alanı



Anketler

Türkiye Avrupa Birliği'ne Tam Üye olur mu ?

 

 

 


  Neticeler

E-Mail Bülteni