1997
1 Ocak 1997
Hollanda Konsey dönemsel Başkanlığını üstlendi.
22 Ocak 1997
Komisyon Topluluk rekabet Yeşil Kitabını onayladı.
15 Şubat 1997
Dünya Ticaret Örgütü bünyesinde Telekomünikasyon esasları üzerine bir anlaşma imzalandı.
19 Şubat 1997
Parlamento, geçici araştırma komisyonunca hazırlanan deli dana hastalığına ilişkin raporu görüşerek onayladı.
24 Şubat 1997
FKÖ ile düzenli politik diyalog kurulmasına ilişkin ortak bildiri ile 5 yıl için Avrupa-Akdeniz ortaklık anlaşması imzalandı.
TÜRKİYE’DE 28 ŞUBAT SÜRECİ
28 Şubat 1997
Mili Güvenlik Kurulu, Atatürk ilke ve inkılaplarının ödünsüz uygulanması, laikliğe aykırı tutum ve davranışlarla mücadele edilmesi yönünde kararlar aldı. Politik söylemde, 28 Şubat süreci olarak yer alan bu süreç, Refah Yol hükümetinin iktidardan uzaklaşması sonucunu doğurdu.
20 Mart 1997
Ortaklık Komitesi 106 inci dönem toplantısı yapıldı.
14-16 Nisan 1997
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu 40 inci dönem toplantısı yapıldı.
24 Nisan 1997
AKP ve AB Bakanlar Konseyi Güney Afrika’nın Lomé Antlaşmasına üyeliğini kabul ettiler.
AT- Türkiye Ortaklık Komitesi 107 inci dönem ve Ortaklık Konseyi’nin 38 uncu dönem toplantıları yapıldı.
30 Nisan – 1Mayıs 1997
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenterler Asamblesi’nden (AGİT PA) Başkan Javier Ruperez başkanlığında bir Parlamenterler heyeti, TBMM Başkanının davetİ üzerine Türkiye’ye ziyaret yaptı.
Bu inceleme ziyareti sonunda 2. Türkiye raporu adıyla anılan bir rapor kaleme aldılar.
Raporda özetle,
- Tüm görüşmelerinin açık ve yapıcı bir ortamda gerçekleştiği belirtilmekte, Heyetin Türkiye’yi Avrupanın ayrılmaz bir parçası olarak gördüğü, islam dini dahil tarihi ve kültürel niteliklerinden ötürü Türkiye’nin Avrupa milletler ailesi ile birleşmeye hakkı olmadığı yolundaki her türlü görüşü reddettiği vurgulanmakta,
- Avrupa’yı seçmiş olan ve dolayısıyla Avrupa standartlarını benimsemiş bulunan Türkiye’nin AGİT yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmesini Heyetin arzuladığı bildirilmekte;
- Bazı Avrupa ülkelerinde Türklere karşı yapılan caniyane saldırıları Heyetin şiddetle kınadığı ifade edilmekte;
- Heyetin Türkiye’nin içişlerine müdahale etme niyeti olmamakla beraber, laikliğin çağdaş Avrupa kültürünün köşe taşlarından biri olduğuna, demokratik bir devlette tüm kurumların demokratik yoldan seçilmiş sivil makamlara bağlı bulunması gerektiğine inandığı belirtilmekte;
- Demokratikleşme alanında Türkiye’nin şimdiye kadar gerçekleştirdiği anayasal ve yasal reformları heyetin memnuniyetle karşıladığı, bu sürecin devam etmesini ve bu çerçevede Ceza Yasasının 312. maddesi ile Terörle Mücadele Yasası’nın 8. maddelerinin kaldırılmasını arzuladığı kaydedilmekte;
- Heyetin insan haklarını etkileyen mevzuatlarla ilgilenmeye devam ettiği, Hükümetten insan hakları ihlallerinin engelemesini ve bu tür ihlallerin sorumluları hakkında takibat yapılmasını beklediği ifade edilmekte;
- İnsan hakları ihlallerini önlenmesi için İçişleri bakanlığınca başlatılan girişimleri heyetin memnuniyetle karşıladığı ve bunların insan haklarının geliştirilmesine katkıda bulunmasını ümit ettiği bildirilmekte;
- İnsan haklarının daha da geliştirilmesi için Türk hükümetinin parlamenter bir Ombudsman’lık kurulması konusunu ele alması öngörülmekte,
- Heyetin, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne karşı olan ve bağımsız bir Kürt devleti kurulması fikri savunan hiç kimseyle karşılaşmadığına işaret edilmekte, terörizmin giderek azaldığı yolunda verilen bilgiyi ve özellikle de Hükümetin güneydoğu’daki ekonomik ve sosyal şartların iyileştirilmesi gerektiği yolundaki tutumunun memnunlukla karşıladığı vurgulanarak bu yolda harcanan çabaların başarılı olması temenni edilmekte;
- AGİTPA’nın Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ve sınırlarının ihlal edilmezliğini şartsız olarak tanıdığını ve saygı duyduğunu bildirmiş olduğu hatırlatılmakta,
Heyetin PKK gibi radikal gruplarca yapılanlar dahil terörizmin her türlüsünü kesinlikle kınadığı belirtilmekte ve teröre diğer devletlerce sağlanan lojistik ve mali her türlü desteğe acilen sona verilmesi talep edilmekte;
- Türk makamlarının vatandaşlarının güvenliğini sağlamak hakkına ve sorumluluğuna sahip bulunduğuna ancak Hükümetin, bunalım dönemleri dahil insan haklarını korumakla da sorumlu olduğuna işaret edilmekte;
- Hapisteki eski DEP milletvekillerinin serbest bırakılması çağrısında bulunulmaktadır.
Raporun son bölümünde Heyetin yaptığı görüşmelerin kısa zabıtları yer almaktadır.
29 Nisan 1997
Kamboçya ve Laos ile işbirliği anlaşmaları yapıldı.
Türkiye-AT Ortaklık Konseyi Lüksembourg’da toplandı. Toplantıda Türkiye'nin AT üyeliğine ehil olduğu ve diğer tam üyeliğe başvuran ülkelerle birlikte, aynı kriterler altında değerlendirileceği vurgulandı. Bu kriterler, 1993 yılında Kopenhag Zirvesinde belirlenen kriterlerdir ve şu üç başlık altında toplanmaktadırlar:
1- Demokrasi, insan hakları, hukuk devleti, azınlıklara saygı ve azınlıkların korunmasını temin edici sağlıklı ve sürekli bir kurumsallaşma,
2- Pazar ekonomisi işlerliğine sahip olma; Avrupa Birliği içinde rekabet edebilme ve piyasa güçlerine dayanabilme kapasitesine sahip olma,
3- Siyasi, ekonomik ve parasal birliğin amaçlarını benimsemeyi gerektiren üyelik yükümlülüklerini üstlenme kapasitesine sahip olmak.
27 Mayıs 1997
NATO ile Rusya arasında imzalanan bir anlaşma ile NATO-Rusya Sürekli Ortak Konseyi yeni bir işbirliği forumu olarak kuruldu.
30 Mayıs 1997
Portekiz’in Sinitra kentinde Avrupa-Atlantik Ortak Konseyi toplantısı düzenlendi. Toplantıda eski komünist ülkelerle politik ilişkilerin geliştirilmesi, bunun bir aracı olarak çalışılması yönünde kararlar alındı.
2 Haziran 1997
Konsey ırkçılık ve ayırımcılığı izlemeyi öngören bir düzenlemeyi kabul etti.
4 Haziran 1997
Komisyon tek pazarı ilerletici bir eylem planını kabul etti.
10 Haziran 1997
Komisyon Tek Pazarda emeklilik üzerine bir yaşil kitabı benimsedi.
16-17 Haziran 1997
Topluluk Konseyi Amsterdam’da toplandı. Kurumsal işleyişlerle ilgili olarak Maastricht Antlaşmasını değiştiren bir antlaşma üzerinde mutabakata varıldı. “Amsterdam Anlaşması” olarak anılan bu antlaşmanın, daha sonra 2 Ekim 1997 tarihinde imzalanması uygun bulundu.
Konsey toplantısında, Avrupa istikrarı ve çoğullaşması konusunda bir pakt ile ilgili olarak da bir karar alındı.
24 Haziran 1997
Komisyon Topluluk bröveleri sistemi üzerine Yeşil Kitabı kabul etti.
30 Haziran 1997
Mesut Yılmaz, üçüncü Hükümetinin programını açıkladı. Programda Türkiye-AB ilişkilerin değerlendirilmesi ve izlenecek politika şöyle ifade ediliyordu: “2000’li yılların eşiğinde dünyada önemli dönüşümler yaşanırken ve Avrupa yeniden yapılanırken, Avrupa kurumları ile bütünleşme yolundaki girişimlerimizi devam ettireceğiz. Bu çerçevede, Hükümetimizin öncelikli dış politika hedeflerinden birini oluşturan Avrupa Birliği’ne mümkün olan en yakın zamanda tam üye olmaya yönelik gayretler hızlandırılarak sürdürülecektir. Avrupa Birliği ile ilişkilerimizde edindiğimiz bütün kazanımlar korunup, geliştirilecektir. Avrupa Birliği’ne tam üyelik Türkiye için sadece bir hedef değil, aynı zamanda anlaşmalardan doğan bir haktır. Hükümetimiz AB ile ilişkilerinde karşılıklı yarar dengesinin sağlanmasını amaçlayacaktır.
Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 1996 yılı başında gerçekleştirilen gümrük birliği çerçevesinde mevzuat uyum çalışmaları hızlandırılacaktır. Bu kapsamda gümrük birliği sonrasında gerçekleştirilmesi gereken mevzuat uyum çalışmalarının tamamlanması amacıyla, gümrük kanunu çıkarılacak, fikri mülkiyet haklarına ilişkin mevzuatımızda değişiklikler ve yeni düzenlemeler yapılacak, bu alandaki uluslararası sözleşmelere katılım Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri ile, AB Ortak Ticaret Politikaları çerçevesinde yürütülmekte olan serbest ticaret anlaşmaları görüşmeleri tamamlanacak ve imzalanmış anlaşmalar vakit geçirilmeksizin yürürlüğe konacaktır.
Gümrük birliğinin getirdiği yeni rekabet ortamına sanayi sektörünün uyum sağlaması ve AB ekonomisi ile Türk ekonomisi arasındaki farkın azaltılması için Türkiye ile AB arasındaki mali işbirliğine işlerlik kazandırılacaktır.
1996 yılı başında gerçekleştirilen gümrük birliği ile Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler son döneme girmiştir. Bu dönemde;
AB ile ilişkilerimizde elde edilen Gümrük Birliği dahil fiili ve hukuki kazanımlar geliştirilerek konsolide edilecektir.
AB’nin Türkiye’ye yönelik yükümlülüklerini yerine getirmesinde ısrarlı olunacaktır.
Gümrük Birliği’nin ruhuna uygun dengeli bir dinamiğe kavuşturulması için AB’nin Türkiye ile işbirliğini geliştirmesi sağlanacaktır.
Böylelikle, Türkiye’nin yeniden çizilmekte olan Avrupa coğrafyasında hakettiği yeri alması temin edilecektir.”
1 Temmuz 1997
Dönemsel başkanlık Lüksemburg’a geçti.
8 Temmuz 1997
Madrit’te NATO toplantısı yapıldı. Toplantıya Macaristan, Polonya ve Çek Cumhuriyeti davet edildi. Fransa’nın desteklediği Romanya’nın adaylığı ise kabul edilmedi.
15 Temmuz 1997
AT Komisyonu "Daha Güçlü ve Daha Geniş bir Birlik için Gündem 2000" isimli bir rapor yayımladı.. Bu raporda, tam üyelik başvurusu yapan 10 Doğu ve Orta Avrupa ülkesi ile Kıbrıs'ın, Avrupa Birliğine katılabilme konumları ele alınarak incelendi. Bu ülkelerden Macaristan, Polonya, Estonya, Çek Cumhuriyeti ve Slovenya ile genişleme müzakerelerine başlanması; Kıbrıs ile müzakerelerin ise çok daha kısa bir süre içinde başlatılması kararı alınırken, Türkiye ile bir genişleme müzakeresinden söz edilmedi. Türkiye'nin Birliğe katılmaya ehil olduğu ve diğer ülkelere uygulanan kriterlerin (Kopenhag kriterleri) aynen Türkiye'ye de uygulanacağı ifade edilmekle yetinildi.
Öte yandan AT Komisyonu, Türkiye-AT ilişkilerinin Gümrük Birliği ilişkisinin dışında daha da geliştirilmesi dileği ve önerisini içeren bir karar aldı. MEDA programı kapsamında, sivil toplum ve insan haklarının geliştirilmesi, "Küçük ve Orta Boy İşletmelerin" desteklenmesi ve toplumsal hayat standartlarının iyileştirilmesi için, Türkiye'ye 70 milyon ECU verilmesi kararlaştırıldı.
17 Temmuz 1997
Avrupa Parlamentosu, Türkiye'nin Kuzey Irak'ta, yaptığı askerî manevraları eleştiren bir karar aldı.
22 Temmuz 1997
Batı Avrupa Birliği (BAB) Konseyi olağanüstü olarak toplandı. Toplantı sonunda AB ve NATO ile ilişkileri ve BAB’ın rolü üzerine bir bildirge, Amsterdam Antlaşmasının eki olmak üzere yayımlandı.
23 Temmuz 1997
Gümrük Birliği Ortak Komitesi 6 ncı dönem toplantısı yapıldı.
23-24 Temmuz 1997
Bosna-Hersek’in yeniden inşası için bağışta bulunanların üçüncü uluslararası konferansı yapıldı.
AB’NİN YENİDEN YAPILANMASI: AMSTERDAM ANTLAŞMASI
2 Ekim 1997
Amsterdam Antlaşması imzalandı.
Maastricht Antlaşmasının yürürlüğe girmesinin ardından gerçekleşen son genişleme sürecinin beraberinde getirdiği çalışmalar, özellikle karar alma sürecinin giderek karmaşıklaşan ve ağırlaşan yapısına bağlı sorunları ön plana çıkartıyordu.
Karar alma sürecinin yanı sıra, AB'nin adli alanlar ve içişlerinde işbirliği ayağının içinin doldurulması anlamında insan hakları ve mülteci politikasına ilişkin sorunlar da tartışmaya açılmıştı. AB, 1993 yılında gerçekleştirilen Kopenhag zirvesinin ardından, kendisini özellikle hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan haklarına ve azınlıklara saygı temelinde bir "Değerler Birliği" olarak tanımlamanın arayışı içine girdi.
Amsterdam Antlaşması öncelikle Avrupa Birliği Parlamentosunu güçlendirmiş, ona, belli bir ölçüde de olsa, gerçek bir yasa koyucu organ olma yolunun kapısını açmıştır. Parlamentonun yanı sıra, Antlaşma, Birlik kurumlarının temel hakları ihlal eden etkinliklerine karşı tüm bireylerin ATAD’a dava açma hakkını getirmiştir.
Özetle, Antlaşmada dört büyük hedef öngörülmüş bulunmaktadır:
• İstihdamı ve Yurttaş haklarını geliştirmek, güvenceye almak
• Serbest dolaşım özgürlüğü önündeki son engelleri kaldırmak, güvenliği güçlendirmek;
• Uluslar arası ilişkilerde daha etkin bir varlık olmak
• Yeni üye devletlerin katılması öncesinde, Birlik kurumsal yapısını daha işlevsel kılmak.
30 Ekim 1997
Türkiye’nin Gündem 2000 raporundan rahatsızlığı üzerine AT Konsey ve Komisyon yetkilileri Türkiye’ye görüşmelerde bulunmak üzere geldiler.
20 Kasım 1997
Fransa’nın istemi üzerine Amsterdam Antlaşmasının istihdam konusundaki eksik düzenlemelerini görüşmek üzere, Lüksemburg’da olağanüstü toplantı yapıldı.
21 Kasım 1997
Türkiye - AT Gümrük Ortaklık Komitesi, 20. Dönem toplantısı yapıldı.
30 Kasım 1997
Türkiye’de Genel Nüfus sayımı yapıldı. Pek çok yurttaşın sayılmadığı, varılan sonucun gerçek rakamların çok altında olduğu yönünde geniş eleştirilere konu olan sayım sonucunda Türkiye nufusu, 62 milyon 606 bin kişi olarak ilan edildi.
4 Aralık 1997
Konsey, tütün reklamlarının yasaklanmasına karar verdi.
5 Aralık 1997
Türkiye insan hakları, Kıbrıs, Ege gibi başlıkları içeren siyasî konuları AT ile hiçbir şekilde görüşmeyeceğini; ilişkisini Gümrük Birliği çizgisinde sürdüreceğini bildirdi.
Türkiye 12-13 Aralık tarihlerinde yapılacak Lüksemburg Doruk Toplantısından beklentilerini şöyle sıraladı:
-Türkiye'nin AB'nin genişleme sürecine dahil olduğunun resmen ilanı.
-Türkiye'nin uygun bir katılma öncesi stratejisi ile desteklenmesi.
-Türkiye'nin Avrupa Daimi Konferansına diğer adaylarla eşit statüde katılması.
12-13 Aralık 1997
Lüksemburg Doruk toplantısında Konsey, Kıbrıs, Macaristan, Polonya, Estonya, Çek ve Slovakya Cumhuriyetleri ile üyelik görüşmelerine başlanılmasına resmen karar verdi. Ayrıca Londra’da bir Avrupa Konferansı toplanması kararlaştırılarak, bu konferansa, eski sosyalist ülkeler ile Kıbrıs ve Türkiye, Birlik üyesi ülkelerle birlikte davet edildiler. Türkiye için, Birliğe daha yakınlaştırıcı bir strateji belirlenmesi gereği ve bunun unsurlarının altı da çizildi.
14 Aralık 1997
Türkiye, Lüksemburg kararlarına karşı büyük tepki gösterdi. Londra konferansına katılmayacağını bildirdi. AB ile siyasal diyaloğu dondurdu. Yapılan Hükümet açıklamasında şu görüşlere yer verildi:
“Hükümetimiz AB dönem baskanığı tarafından açıklanan Lüksemburg zirvesi sonuçlarını incelemiştir. Yapılan değerlendirmede AB ve bazı üye ülkeler yetkililerinin zirve toplantısı ve varılan sonuçlar bağlamındaki açıklamaları da dikkate alınmıştır.
Türkiye, Avrupa Birliği’ne tam üyelik için adaylığını 1963 Ankara Anlasması'ndan kaynaklanan bir hak olarak görmektedir. AB’nin bu genişleme süreci öncesinde, hükümetimiz, beklentilerini yapıcı bir zihniyetle, makul ve gerçekçi bir çerçevede belirlemiş, muhataplarına açıkca anlatmıştır.
Lüksemburg zirve bildirisinde, AB’nin genişleme sürecinde Türkiye’ye yer verilmesi, Türkiye’nin AB’ne katılmasına yönelik bir Avrupa stratejisi geliştirilmesi, aday niteliği taşıdığının ortaya çıkması şeklinde bazı olumlu unsurlara yer verilmiştir.
1. Türkiye, öteki aday ülkelerle aynı çerçevede, aynı iyi niyetli yaklaşımla ve objektif kıstaslara göre değerlendirilmemiştir.
2. Türkiye’ye yeni ve olumlu unsurlar gibi sunulanların pek çoğu aslında, AB’nın Türkiye’ye karşı geçmişte üstlendiği ve yıllardır yerine
getirmediği yükümlülükleridir.
3. Türkiye’nin iç yapısına ve Kıbrıs dahil dış politikasına dair yanlı, önyargılı ve abartılı değerlendirmeler yapılmıştır.
Bu değerlendirmelerde, hükümetimiz döneminde gerçekleştirilen ve öngörülen iyileştirmeler tümüyle gözardı edilmiştir.
4. Bu yanlış yaklaşımlarla, kabul edilmesi mümkün olmayan art niyetli siyasi koşullar dayatılmak istenmiştir.
Dönem Başkanı'nın beyanları bu yaklaşımın arkasındaki zihniyeti daha da belirginleştirmiştir.
Bu yaklaşım ve zihniyet değişmedikçe, ilişkilerimizin yapıcı ve çok yönlü bir diyalog içinde geliştirilmesi beklenemez. Bu durumda, iki tarafı doğrudan ve birlikte ilgilendirmeyen siyasal konuları da kapsayacak bir görüşme ortamı sağlanması mümkün olmayacaktır. Öteden beri olduğu gibi, ilişkilerimizde siyasi koşul dayatılmasını reddediyoruz.
AB’nin tutumu sağlam ve güven duyabileceğimiz bir zemin oluşturmaktan uzaktır. Türkiye’nin geleceği ve AB ile ilişkileri böylesine belirsiz bir zemin üzerine inşa edilemez.
Yukarıdaki hususlar ışığında hükümetimiz AB ile varolan ilişkileri böylesine belirsiz bir zemin üzerine inşa edemez.
Yukarıdaki hususlar ışığında hükümetimiz AB ile varolan ortaklık ilişkilerimizi sürdürecektir. Ancak bu ilişkilerin geliştirilmesi AB’nin yükümlülüklerini yerine getirmesine bağlıdır.
Türkiye, her alanda daha gelişerek, büyük Atatürk’ün çizdiği doğrultuda kararlılık ve özgüven içinde yürümeye devam edecektir. Türkiye, AB ile bütünleşme iradesini Lüksemburg zirvesinde ortaya konulan tutuma rağmen sürdürecektir. Ancak bunun için Avrupa Birliğinin de, yöneldiği hatalı ve sakıncalı yolda ısrar etmeme erdemini göstermesi gerekir. Türkiye’nin yerinin olmayacağı tek Avrupa topluluğu, kendisini ayırımcılık ve hoşgörüsüzlük temelinde tanımlayıp sınırlayan bir Avrupa topluluğudur.” Bu içerik 518 kere okunmuştur
Temel Belgeler
Duyurular
- TÜRKİYE AVRUPA VAKFI - ADRES DEĞİŞİKLİĞİ
- AVRUPA KOLEJİ BAŞVURULARI-SON TARİH 2 MART
- 2012-2013 AKADEMİK YILI JEAN MONNET BURS BAŞVURULARI BAŞLAMIŞTIR
- TÜRKİYE AVRUPA VAKFI’NIN AVRUPA BİRLİĞİ KOMİSYONU 2011 YILI TÜRKİYE İLERLEME RAPORU HAKKINDAKİ AÇIKLAMASI
- NANCY ÜNİVERSİTESİ (CEU) AB Araştırmaları Master Programı









