Sunuş
TÜRKİYE AVRUPA BÜTÜNLEŞMESİNİN YÜZYILLIK SEYİR DEFTERİ
Bu Tarihçe, Türkiye Avrupa Bütünleşmesinin Yüzyıllık Seyir Defteri adlı kitabını esas alarak yazar tarafından sitemiz için özel olarak yeniden hazırlanmıştır.
Tarihçenin özelliklerinden birincisi AB'nin kuruluş öncesi yıllarına uzanmasıdır. Bu uzanış şimdilik 1900 tarihiyle sınırlanmış bulunuyor. Daha öncesine yönelik hazırlık çalışmaları sürmektedir. Böylesi bir tarihi çevren bize Avrupa bütünleşme sürecinin düşünsel ve somut gelişimini izlemede ve bu sürecin günümüzde somutlaşmış mekanizması Avrupa Birliği (AB) ile, yarının öngörülen Birleşik Avrupa Devletleri (BAD) projesini irdeme ve değerlendirmede olduğu kadar, Türkiye'nin bu süreçteki yeri ve konumunu algılamakta da yararlı ve yardımcı olacaktır. Bu amaçla kimi açıklayıcı notlamalara, önemli söylev, yazı ve belgelerin özetlerine yer verilmesine çalışılmıştır. İkinci olarak bu tarihçe, hem geçmiş hem de gelecek yıllara yönelik yenilenmeleri, genişlemeleri ve güncellemeleri öngörmektedir. Bunun için de tarihçe, okuyucularından düzeltme ve eklemelerde bulunmak isteyenlerin katkılarına teşekkürleriyle açık olacaktır.
|
1940
|
||||||||||
|
1901
|
1941
|
2001
|
||||||||
|
1902
|
1932
|
1942
|
1962
|
2002
|
||||||
|
1943
|
2003
|
|||||||||
|
1904
|
2004
|
|||||||||
|
2005
|
||||||||||
|
1906
|
1916
|
1936
|
||||||||
|
1937
|
||||||||||
|
1928
|
||||||||||
|
1939
|
AVRUPA AYDINLANMA DÖNEMİ DÜŞÜNCESİ
Hazırlayan: Müge Dalkıran
John Locke (1632 – 1704)
Anglo-saxon liberalizminin kurucularındandır. Liberalizm düşüncesinin temel prensipleri: mutlakiyetçiliğin reddi, özgürlüğün ve insanın özgür olduğu düşüncesinin savunulması, halk egemenliği ve demokrasinin desteklenmesi olarak sıralanabilir. Locke, Hobbes’un aksine “insan doğası”nın iyi olduğu kanaatindedir. Ona göre insanlar doğal halde, uyum içinde, işbirliği ve adaletle yaşarlar; ancak mülkiyet ve ticaretin doğması eşitsizliğin de doğmasına sebep olmuştur. Bu nedenledir ki; insanlar düzeni sağlamak için aralarında sosyal bir antlaşma yapmalı ve egemenliklerini gerektiği zaman hak ihlali yapanları cezalandırabilecek bir sivil hükümete teslim etmelidirler. Bu antlaşmayla birlikte Locke’un liberalizminin 3 prensibi doğar: devredilemez doğal haklar, halk egemenliğinin temsili ve baskıya karşı koyma hakkı.
Montesquieu (1689 – 1755)
Daha çok “Yasaların Ruhu” adlı eseriyle bilinen büyük teorisyen, liberalizmin en büyük isimlerindendir. Güçler ayrılığı, bu eserin temelini oluşturmaktadır. Ona göre yasama ve yürütme birbiriyle uyumlu olmalı ancak tek elde toplanmamalıdır. Tek elde toplandığı durumlar tiranlığın ortaya çıkmasına neden olur. Yargı ise; ne yasa ortaya çıkarır ne de onları yürütür, ancak yasaların gücünün ve özünün değişmeden uygulanmasını garanti eder.
Montesquieu, İngiliz meşruti monarşisini incelemiş ve yasalarla yöneticilerin kısıtlanmasını olumlu bulmuştur. Ayrıca yasama organının seçkinler ve halk olarak ikiye ayrılmasını özgürlüğün olması için bir çözüm olarak düşünmüştür.
Voltaire (1694 – 1778)
“Doğru”nun bulunması için yapılan bütün metafizik açıklamaları reddeden rasyonalizmin savunucularındandır. Bütün hayatı boyunca dogmalara karşı savaşmıştır. İngiltere’nin toleranslı ve özgürlükçü yapısından etkilenmiştir. Buna karşılık, dönemin Fransa’sını, adaletsiz ve baskıcı bulmaktaydı. En temel özgürlüğün, düşünce hakkı olduğunu ileri sürmüştür.
Ansiklopedi (1751 – 1772)
Aydınlanma yıllarında, editörlüğünü Diderot ve d’Alembert’nin yaptığı ve Fransız aydınlarının hazırladığı 17 ciltlik “Ansiklopedi”de, dönemin tüm bilgileri yer almıştır. Ansiklopedist adı verilen aydınların önem verdiği kavramlar; laiklik, bilimselcilik, akılcılık, tolerans olarak sayılabilir. İçinde çeşitli bilimlerin (matematik, fizik, tarih gibi) katalog halinde hazırlandığı, sanata da yer verilen “Ansiklopedi”, insanlığın ilerlemesine katkısı bulunması amacıyla hazırlanmış ve bu yapıt oldukça ses getirmiştir.
Jean-Jacques Rousseau (1712-1778):
Fransız Devrimi’ni gerçekleştiren devrimcilerin fikirlerinden esinlendiği Rousseau, “halk egemenliği” kavramına verdiği önemle ön plana çıkmaktadır. 1762 yılında yayımlanan “Toplum Sözleşmesi” adlı eseri başyapıtı olmuştur. Siyasi sistemin kurulabilmesi için toplum sözleşmesi yaratmanın gerekliliğine değinen kitap, dönemin monarşik düzenine muhalif bir yapı oluşturmaktadır.
İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi (1789)
Fransız Devrimi’nin de temelini oluşturan özgürlük ve demokrasi fikirlerinden esinlenilerek insan haklarını korumak amacıyla yayımlanmış aynı zamanda 1791 Fransız Anayasası’nın da önsözünde yer almıştır. Özgürlük, mülkiyet, güvenlik ve baskıya karşı koymak gibi doğal ve devredilemez hakların vatandaşlara verilmesi gerektiğini ifade eden hükümler içermektedir.
Immanuel Kant (1724 – 1804)
Alman aydınlanmasının önemli düşünürlerinden biri olan Kant, özgürlük, düzen ve ödev gibi kavramlara önem vermiştir. “Ebedi Barış”ın sağlanabilmesini için “Avrupa Birleşik Devletleri” fikrini öne sürmüştür.
AVRUPA BİRLİĞİ TARİHSEL GELİŞİM
20.yüzyıl başında Avrupa düşüncesi (1918 – 1944):
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Avusturya-Macaristan, Osmanlı ve Alman gibi büyük imparatorlukların son bulmasıyla ve yeni devletlerin (Yugoslavya, Çekoslovakya, Macaristan) ortaya çıkışıyla birlikte Avrupa haritası yeniden çizilmiş oldu. Bu parçalanmalar, Avrupa halkları arasındaki uzlaşmayı zorlaştırmaktaydı. 1920’ler süresince, devletler arasında siyasal bir yakınlaşmadan bahsedilebilir. Özellikle Fransız Alman yakınlaşmasıyla Locarno Paktı ortaya çıkmıştır. Ancak 1929’da ortaya çıkan büyük ekonomik kriz, daha sonraki yıllarda milliyetçi akımların doğmasının nedenlerinden birisi olmuştur. 1933’ten itibaren Almanya’da Nazilerin yükselişi ve yapılan saldırılar yeni bir savaşın habercisi oldu. İkinci Dünya Savaşı’nın yol açtığı yıkım, 1945 sonrasında barışı sağlamak için düşünülen Avrupa birleşmesi projesinin itici gücü olmuştur.
Avrupa yapılanmasının başlangıcı (1945 – 1956):
1945’te Avrupa, kanlı ve yıkıcı bir çatışmadan travmaya uğramış halde çıkmıştı. Yeni bir dönemin başlaması, siyasal gerginlikler ve Soğuk Savaş’ın ortaya çıkışı, Avrupa ülkeleri arasında birliğin oluşmasını hızlandırıcı etkenler olmuşlardır. Bu dönemde; Avrupa birleşmesiyle ilgili federalizm, hükümetler arası işbirliği ve fonksiyonalizm gibi birçok akım doğmuştur. Son olarak; Jean Monnet’nin öncüsü olduğu federasyon yanlısı yaklaşımın gözle görülür etkileri olmuştur. 1949 yılında 6 ülke arasında gerçekleştirilen “Avrupa Kömür ve Çelik İşbirliği” bunun en büyük örneğidir.
Schuman Bildirgesi
Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman, Jean Monnet’nin düşüncesi olan Fransa ile Almanya’nın kömür-çelik sanayilerini tek çatı altında birleştirme kararını 9 Mayıs 1950 tarihinde bir bildirgeyle duyurdu. Bu politikanın amacı; Fransa ve Almanya arasında stratejik kaynakların paylaşılması ve bu yolla olası bir savaşın önlenmesidir.
Avrupa Toplulukları’nın oluşması (1957 – 1973):
1957 yılında, 6 ülkenin oluşturduğu “Avrupa Ekonomik Topluluğu”, Avrupa yapılanmasında dönüm noktası olmuştur. Bu projenin nihai hedefi, Roma Antlaşması’nın giriş bölümünde de belirtildiği üzere, Avrupa halkları arasında birliği oluşturmanın temellerini atmaktır. Daha sonra hazırlanan “Ortak Tarım Politikası” ile gelişme sağlanmıştır. 1965 yılında yaşanan “boş sandalye krizine” rağmen, “ortak pazar” sorunsuz kurulmuş ve dikkate değer bir ekonomik performans sağlanmıştır. Bu bütünleşme başarısı, ülkeleri 1967’de var olan 3 topluluğu Avrupa Toplulukları adı altında tek çatıda toplamaya sevketmiştir. 1 Ocak 1973 tarihinde, Birleşik Krallık, İrlanda ve Danimarka Avrupa Toplulukları’na katılmıştır.
Ortak Pazar: 1968 yılında “iç gümrük tarifesi” uygulamasının kaldırılmasıyla ortak pazara geçilmiştir. 1986 tarihli “Avrupa Tek Senedi” ile ise; tek pazar uygulamasına başlanmıştır. Bu antlaşmayla anapara, işgücü ve hizmetin katılımcı ülkeler arasında serbestçe dolaşmasının önündeki engeller kaldırılmış oldu.
Ortak Tarım Politikası:
Ortak Tarım Politikası Avrupa’nın en eski ve en kapsamlı politikasıdır. İki savaş arası dönemde ve ikinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan ekonomik bunalımlar nedeniyle; Avrupa Birliği’nin temelini oluşturan 1957 tarihli Roma Antlaşması’nın da öngördüğü üzere Ortak Tarım Politikası (OTP) 1962 yılında oluşturulmuştur.
Krizlerin yükselişi (1974- 1984):
70’li yıllardaki para krizi ve petrol şokunun birlikte yapmış olduğu etki Avrupa’yı sarsmıştır. Karşılaşılan ekonomik zorluklar, üye ülkelerde farklı tepkilere yol açtı. Birçok kez, Toplulukların birliği tehlikeye girdi. Ancak zamanla, krize karşı aralarında uyum sağlandı. Krize rağmen, dokuz devlet siyasal işbirliklerini güçlendirme kararı aldılar.
Avrupa’nın yeniden canlanması (1985-1991):
80’lerin ortasında, Avrupalı yöneticiler bir önceki on yılın “Avrupa kuşkuculuğu”ndan (euroscepticisme) uzaklaşmaya karar verdiler. 1957’de başlayan ekonomik bütünleşmeyi tamamlama hedefiyle, Mitterand, Kohl, Delors üçlüsünün yönlendirmesiyle Avrupa yapılanması yeniden canlandırıldı. Ortak pazarın gerçekleştirilmesi, Topluluk kurumlarını ve Avrupa devletlerini yaklaşık on yıl boyunca harekete geçirecek bir görüş olmuştur. Ortak Pazar, çevre, sağlık, sosyal uyum gibi politikaların geliştirilmesiyle de desteklenmiştir. 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması ve ardından 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Kıta Avrupası’nın birleşme umudu ortaya çıkmıştır.
Siyasal krizler ve Avro’ya geçiş (1992-2002):
Sovyetler Birliği’nin dağılması, Avrupa projesini de etkileyecek şekilde uluslararası düzende siyasal etkiler yaratmıştır. Topluluğun üye devletleri, 1992 yılında imzaladıkları Maastricht Antlaşması’yla, Avrupa projesine siyasal boyutu da eklemiş oldular. Bu antlaşma, Avrupa Birliği’ni ortaya çıkardı ve ortak paraya geçişin temellerini oluşturmuştur. 1995’te Avusturya, Finlandiya ve İsveç’le birlikte genişlemiş olan Birlik, kısa bir süre sonra Orta ve Doğu Avrupa’daki yeni demokrasilerle birlikte en büyük genişleme adımını atmaya karar vermiştir. Maastricht Antlaşması’ndan on sene sonra, Avrupa Birliği Ekonomik ve Parasal Birliği’ne üye on iki üye, avroya geçtiler. 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren avro, 300 milyon Avrupalının günlük hayatının parçası oldu.
Maastricht Antlaşması
Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun Avrupa Birliği’ne dönüşmesi yolundaki son adım olan ekonomik ve parasal birliği gerçekleştirme yoluna 7 Şubat 1992 Maastricht Antlaşması’yla gidilmiştir. Bu antlaşmayla “Avrupa vatandaşlığı” kurulmuştur. Ayrıca Avrupa Birliği’nin ikinci temel direğini oluşturan “Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası” çerçevesinde Bakanlar kurulu, bu alandaki ortak sorunları belirleyerek nitelikli çoğunluk ile hangi alanlarda karar alınacağını kararlaştırmışlardı.
Amsterdam Antlaşması
2 Ekim 1997 tarihinde imzalanan bu antlaşma ile Maastricht Antlaşması’nda kökü değişiklikler yapılmıştır. Amsterdam Antlaşması, Avrupa Parlamentosu’nun yetkilerini arttırmış ve Avrupa vatandaşlığı üzerine vurgu yapmıştır. İşçi çalıştırma, vize sorunları, sığınma ve göç konularına da dikkat çekilmiştir. “Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası” ve genişleme politikasında birliğin kurumlarında yenilik yapılması kararına varılmıştır.
Nice Antlaşması
Avrupa Birliği Liderler Zirvesi’nde, Avrupa Biriliği kurucu antlaşmasının koşullarını iyileştirmek amacıyla 26 Şubat 2001 tarihinde imzalanmıştır. Dört alanda yeniliğe gidilmiştir: Komisyon boyutu ve kompozisyonu, Konsey’de oy ağırlığı, nitelikli çoğunluk oylaması ve güçlendirilmiş işbirliği. Aynı şekilde, Avrupa Parlamentosu’nun rolü birlikte karar alma prosedürünün uzatılmasıyla güçlendirilmiştir.
Avrupa’nın yeniden birleşmesi ve kurumsal reformlar (Haziran 2002 – 2012):
Kuşkusuz, son yıllardaki Avrupa yapılanmasındaki en önemli olay 2004 yılında on yeni üyeyle genişleme ve ardından 2007’de Romanya ve Bulgaristan’ın da Birliğe katılmasıdır. Bu genişleme, komünist rejimlerin yıkılışından on beş yıl sonra gerçekleşmiş ve yeni üye devletlerin ve Avrupa Birliği’nin kendi içinde yeni reformlara ihtiyaç duymasına neden olmuştur. Siyasal alanda derinleşme politikası izlenerek bu coğrafi genişlemeyi dengeleme yoluna gidilmiştir. Bu görüş, 2002 yılında hazırlanan “Avrupa’nın Geleceğine ilişkin Konvansiyon”da yer almıştır. Valéry Giscard d’Estaing başkanlığında, Konvansiyon’a, Birliğin işleyişinin daha etkin ve demokratik olması için gerekenler eklenmiştir. Ancak, bu Konvansiyon’a bağlı anayasal metin Fransa ve Hollanda halkları tarafından 2005 yılında yapılan referandumlarla reddedilmiştir. 2007 Lizbon Antlaşması ile bu metin yeniden düzenlenmiş ve Avrupa Birliği Temel Antlaşması 2009’da yürürlüğe girmiştir. Bu antlaşma, Avrupa’nın genel kurallarını ve 21.yüzyıldaki genişlemesi ve uluslararası arenada öncelikli rolünü sağlaması için gereken yolları ortaya koymaktadır.
Lizbon Antlaşması
13 Aralık 2007 tarihinde üye devletlerce imzalanan antlaşma 1 Aralık 2009’da yürürlüğe girmiştir. Parlamentonun rolünü arttırarak ve vatandaşların girişimini sağlayarak Avrupa Birliği’ni daha demokratik ve şeffaf hale getirmeyi hedeflemektedir. Ayrıca iklim değişikliği, sürdürülebilir kalkınma ve güvenlik gibi konularda çalışma kapasitesinin geliştirilmesi öngörülmüştür.
Çeviri : http://www.touteleurope.eu/fileadmin/CIEV2/module_histoire/#/fr/accueil
Müge Dalkıran
Bu içerik 5123 kere okunmuştur
Temel Belgeler
Duyurular
- TÜRKİYE AVRUPA VAKFI - ADRES DEĞİŞİKLİĞİ
- AVRUPA KOLEJİ BAŞVURULARI-SON TARİH 2 MART
- 2012-2013 AKADEMİK YILI JEAN MONNET BURS BAŞVURULARI BAŞLAMIŞTIR
- TÜRKİYE AVRUPA VAKFI’NIN AVRUPA BİRLİĞİ KOMİSYONU 2011 YILI TÜRKİYE İLERLEME RAPORU HAKKINDAKİ AÇIKLAMASI
- NANCY ÜNİVERSİTESİ (CEU) AB Araştırmaları Master Programı









