Panelde Türkiye’nin Arap Baharı sürecinde değişimden geçen özellikle Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerine model olması konusu ile ilgili makalesinde Ülgen 5 noktayı ön plana çıkarıyor; Türkiye’nin laiklik ve siyasi islamı birlikte yaşatabilmesi, asker-sivil ilişkileri yönetimi, piyasa-devlet ilişkisi ve bunun sivil toplum yaratılması sürecine etkisi, Türkiye’nin miras aldığı devlet geleneği, Türkiye'nin Batı ile bağları.
ABHaber'in yakından izlediği panelde söz alan Türkiye’nin AB Nezdindeki Temsilcisi Büyükelçi Selim Yenel, Türkiye’nin model olma ülke iddiası taşımadığını ancak Türkiye’nin bazı özelliklerine öykünülebileceğini (örnek alma) söyledi. Bölge ülkelerinin demokratikleşme sürecinde hesap verilebilirliğinin önemine dikkat çeken Büyükelçi, Türkiye’nin de kendi demokratikleşmesi ve devlet yapılanmasında Avrupa’yı örnek aldığını dile getirdi.
Büyükelçi Yenel şunları kaydetti:
Öncelikle Türkiye’nin eksen kayması yerine örnek oluşturması gibi pozitif bir konunun tartışılmasından dolayı mutlu olduğumu belirtmek isterim. Resmi olarak biz kendimizi model ülke olarak sunmuyoruz ancak bir biçimde öykünme olası bir durumdur.
Model olma konusunda önemli nokta böyle bir talep olmasıdır. Türkiye ile bazı konularda işbirliği ve örnek alma durumu varken bu bütünsel bir olgu değildir. Ayrıca biz de kendi kurumlarımızı ve devlet aygıtımızı oluşturmada Avrupa’yı örnek aldık ve uzun sürede birçok şeyi gerçekleştirdik.
Ben kişisel olarak laik ve seküler olma durumunun direk örnek teşkil edeceğini düşünmüyorum. Zira bölge ülkeleri meclislerinde geçen kanunları şeriata dayandırma isteği bazı ülkelerde gözlenebiliyor. Aksi durum otoriter rejimler zamanında vardı ve o diktatörler Batı’nın radikal İslam korkusu üzerinden güç tesis ettiler.
Arap Hareketleri’nin başlangıcı bizi de hazırlıksız yakaladı fakat kısa sürede adapte olabildik. Soğuk Savaş sonrası dönemde kendini ve çevresini yeniden keşfeden Türkiye bu gelişmelerde aktif rol alıyor. Bu süreçte bizim en önem verdiğimiz nokta hesap verilebilirlik meselesidir. Bu bölgede daha önceden alışık olunan bir durum değil, gelişmeleri biz de takip ediyoruz.
Bizim Türkiye olarak birçok konuda ilerlemiş bir yapımız var, talep geldiği sürece bu konularda yardım ve desteğimizi bölge ülkelerine sağlayacağız. Not alınması gereken önemli bir nokta ise Türkiye’de devrimler sürecinin yukarıdan aşağıya bir yönde gelişmesidir, şimdiki süreç ise aşağıdan yukarı doğru bir yön izliyor. Türkiye’nin komşularla sıfır sorun politikası birçok kişi tarafından eleştirildi fakat benim bütün ülkelere önerim komşuları ile sıfır sorunu örnek almaları yönündedir. Türkiye ve Arap toplumları kültürel yakınlığa sahip olsa da Soğuk Savaş sonrasında birbirlerini tekrar keşfediyorlar ve birçok farklılığa da sahipler.
Sinan Ülgen ise özetle şunları kaydetti:
Türkiye’nin bölge ülkelerine model olması tartışmasını bu çalışma ile soyut birkaç açıdan ele almayı uygun gördüm. Gaunushi, Tantawi ve Clinton Türkiye model olabilir derken bu noktalardan bir ya da birkaçına vurgu yaparak böyle bir yargıya varıyorlar.
Tabiî ki Türkiye’nin yapısı kolayca aktarılabilir bir yapı değildir, kendine özgü bir süreçte oluşmuştur. Burada model tartışması ile anlatılmak istenen bu 5 noktanın da olduğu gibi aktarılması değil, bir ya da birkaç tanesinin bahsi geçen ülkelerde bulunan farklı çevrelerce örnek alınması.
Samuel Huntington’un ‘demonstrative effect’ konsepti düşünülecek olursa tıpkı Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Merkez ve Doğu Avrupa ülkelerindeki demokratikleşme çabalarının birbirine örnek olması gibi Türkiye’de turizm, diziler vb. birçok yolla bölge ülkeleri ile etkileşim içindedir ve örnek oluşturması olasıdır. Mesela bir Türk dizisi Dubai’de %40 rating ile izleniyor. Ayrıca Türkiye Arap Baharı’nın yaşandığı ülkeler ile kültürel yakınlık içerisinde bir ülke.
Konunun arz kısmında bunlar varken talep kısmında ne olduğu da önemli bir konudur. Yapılan ve benim de kullandığım birçok kamu oyu araştırmasında şöyle veriler karşımıza çıkıyor; Arap Devrimleri sırasında hangi ülkelerin en destekçi olduğu sorusuna %50 lik dilim Türkiye derken %33’lük kesim ise Fransa cevabını veriyor. Mısır’da yapılan bir araştırma da ise politik model olarak seçmek istediğiniz ülke sorusuna %44 ile Türkiye cevabı gelirken %10’luk kesim ise Fransa diyor. Dolayısıyla modellik tartışmasının talep kısmının da karşılandığını söylemek mümkün.
Direk etkileşime örnek olarak ise AKP’nin İletişim danışmanlığını yürüten firma Mısır’da da hizmet vermeye başlaması gösterilebilir. Ayrıca Erdoğan Mısır’daki konuşmasında aşırıcı olmadıklarını net bir şekilde iletti. Dolayısıyla buna yakın duran birçok kesimi etkileme fırsatı buldu.
Almanya ya da Amerika’da olanın aksine Türkiye’de ülkeler arası parti organizasyonları gelişmiş değildir. Avrupa Birliği örneğinde olan uluslararası parti örgütlenmesi bölgede de görülürse Türkiye burada da başat rol oynayabilir.
Türkiye’nin ekonomik ve sosyal yönetim konusunda bir örneği ise Amerikan Dış işlerinde konuşuldu. Eğer Mısır IMF ile masaya oturmasaydı Türkiye’den bu konuda terkin etmesi istenecekti. Aynı biçimde Türkiye’nin bankacılık sistemi düzenlemeleri bu ülkelerde gerekene benzer bir yapıda gerçekleşti. Tanıdıklık ve politik amaçla borçlandırma gibi sorunların aşılmasında Türkiye destek verebilir. Aynı biçimde TOKİ’nin projeleri bu bölge ülkeleri tarafından örnek olarak gösteriliyor.
Barselona süreci sonrası gelişen serbest ticaret antlaşması ağı bölge içi ticareti geliştirebilir nitelikte değil. Elimdeki veriler göre Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkeleri arası ticaret %10 seviyesinde kalırken Avrupa içi ticaret %75, Amerika içi ticaret ise %75 seviyelerinde. Bu sıkıntı Türkiye’nin de içinde bulunduğu gümrük birliği yapısına bu ülkelerin entegrasyonu ile aşılabilir.
Sonuç olarak Türkiye Arap Baharı sonrası demokratikleşme sürecine katma değer sağlayabilir. Bunu da tek taraflı değil, AB, ABD ile birlikte çoklu platformlarda gerçekleştirmesi dış politikasındaki tek başına çalışır imajını da değiştirebilir. 45 sonrası Avrupa’nın inşası ve 89 sonrası Soğuk Savaş’tan sonraki dönemden sonra AB ve ABD ilişkilerinde üçüncü ve çok önemli bir döneme girilmiştir.
Daha Fazla Bilgi ve Makalenin Tümü İçin:
http://carnegieeurope.eu/publications/?fa=46141
Büyükelçi Selim Yenel: Avrupa'yı kendimize örnek aldık
Brüksel'de Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Merkezi (EDAM) Carnegie Europe’da ziyaretçi akademisyen Sinan Ülgen’in “İlhamdan İhtirasa: Yeni Ortadoğu’da Türkiye” başlıklı makalesi tartışıldı.
Panelde Ülgen tarafından verilen Fransa Türkiye rekabetiyle ilgili ilginç istatistikî bilgi dikkati çekti. Söz konusu istatistikî bilgi Arap Devrimleri sırasında hangi ülkelerin en destekçi olduğu sorusuna %50 lik dilim Türkiye derken %33’lük kesim ise Fransa cevabını veriyor.
Panelde Türkiye’nin Arap Baharı sürecinde değişimden geçen özellikle Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerine model olması konusu ile ilgili makalesinde Ülgen 5 noktayı ön plana çıkarıyor; Türkiye’nin laiklik ve siyasi islamı birlikte yaşatabilmesi, asker-sivil ilişkileri yönetimi, piyasa-devlet ilişkisi ve bunun sivil toplum yaratılması sürecine etkisi, Türkiye’nin miras aldığı devlet geleneği, Türkiye'nin Batı ile bağları.
ABHaber'in yakından izlediği panelde söz alan Türkiye’nin AB Nezdindeki Temsilcisi Büyükelçi Selim Yenel, Türkiye’nin model olma ülke iddiası taşımadığını ancak Türkiye’nin bazı özelliklerine öykünülebileceğini (örnek alma) söyledi. Bölge ülkelerinin demokratikleşme sürecinde hesap verilebilirliğinin önemine dikkat çeken Büyükelçi, Türkiye’nin de kendi demokratikleşmesi ve devlet yapılanmasında Avrupa’yı örnek aldığını dile getirdi.
Büyükelçi Yenel şunları kaydetti:
Öncelikle Türkiye’nin eksen kayması yerine örnek oluşturması gibi pozitif bir konunun tartışılmasından dolayı mutlu olduğumu belirtmek isterim. Resmi olarak biz kendimizi model ülke olarak sunmuyoruz ancak bir biçimde öykünme olası bir durumdur.
Model olma konusunda önemli nokta böyle bir talep olmasıdır. Türkiye ile bazı konularda işbirliği ve örnek alma durumu varken bu bütünsel bir olgu değildir. Ayrıca biz de kendi kurumlarımızı ve devlet aygıtımızı oluşturmada Avrupa’yı örnek aldık ve uzun sürede birçok şeyi gerçekleştirdik.
Ben kişisel olarak laik ve seküler olma durumunun direk örnek teşkil edeceğini düşünmüyorum. Zira bölge ülkeleri meclislerinde geçen kanunları şeriata dayandırma isteği bazı ülkelerde gözlenebiliyor. Aksi durum otoriter rejimler zamanında vardı ve o diktatörler Batı’nın radikal İslam korkusu üzerinden güç tesis ettiler.
Arap Hareketleri’nin başlangıcı bizi de hazırlıksız yakaladı fakat kısa sürede adapte olabildik. Soğuk Savaş sonrası dönemde kendini ve çevresini yeniden keşfeden Türkiye bu gelişmelerde aktif rol alıyor. Bu süreçte bizim en önem verdiğimiz nokta hesap verilebilirlik meselesidir. Bu bölgede daha önceden alışık olunan bir durum değil, gelişmeleri biz de takip ediyoruz.
Bizim Türkiye olarak birçok konuda ilerlemiş bir yapımız var, talep geldiği sürece bu konularda yardım ve desteğimizi bölge ülkelerine sağlayacağız. Not alınması gereken önemli bir nokta ise Türkiye’de devrimler sürecinin yukarıdan aşağıya bir yönde gelişmesidir, şimdiki süreç ise aşağıdan yukarı doğru bir yön izliyor. Türkiye’nin komşularla sıfır sorun politikası birçok kişi tarafından eleştirildi fakat benim bütün ülkelere önerim komşuları ile sıfır sorunu örnek almaları yönündedir. Türkiye ve Arap toplumları kültürel yakınlığa sahip olsa da Soğuk Savaş sonrasında birbirlerini tekrar keşfediyorlar ve birçok farklılığa da sahipler.
Sinan Ülgen ise özetle şunları kaydetti:
Türkiye’nin bölge ülkelerine model olması tartışmasını bu çalışma ile soyut birkaç açıdan ele almayı uygun gördüm. Gaunushi, Tantawi ve Clinton Türkiye model olabilir derken bu noktalardan bir ya da birkaçına vurgu yaparak böyle bir yargıya varıyorlar.
Tabiî ki Türkiye’nin yapısı kolayca aktarılabilir bir yapı değildir, kendine özgü bir süreçte oluşmuştur. Burada model tartışması ile anlatılmak istenen bu 5 noktanın da olduğu gibi aktarılması değil, bir ya da birkaç tanesinin bahsi geçen ülkelerde bulunan farklı çevrelerce örnek alınması.
Samuel Huntington’un ‘demonstrative effect’ konsepti düşünülecek olursa tıpkı Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Merkez ve Doğu Avrupa ülkelerindeki demokratikleşme çabalarının birbirine örnek olması gibi Türkiye’de turizm, diziler vb. birçok yolla bölge ülkeleri ile etkileşim içindedir ve örnek oluşturması olasıdır. Mesela bir Türk dizisi Dubai’de %40 rating ile izleniyor. Ayrıca Türkiye Arap Baharı’nın yaşandığı ülkeler ile kültürel yakınlık içerisinde bir ülke.
Konunun arz kısmında bunlar varken talep kısmında ne olduğu da önemli bir konudur. Yapılan ve benim de kullandığım birçok kamu oyu araştırmasında şöyle veriler karşımıza çıkıyor; Arap Devrimleri sırasında hangi ülkelerin en destekçi olduğu sorusuna %50 lik dilim Türkiye derken %33’lük kesim ise Fransa cevabını veriyor. Mısır’da yapılan bir araştırma da ise politik model olarak seçmek istediğiniz ülke sorusuna %44 ile Türkiye cevabı gelirken %10’luk kesim ise Fransa diyor. Dolayısıyla modellik tartışmasının talep kısmının da karşılandığını söylemek mümkün.
Direk etkileşime örnek olarak ise AKP’nin İletişim danışmanlığını yürüten firma Mısır’da da hizmet vermeye başlaması gösterilebilir. Ayrıca Erdoğan Mısır’daki konuşmasında aşırıcı olmadıklarını net bir şekilde iletti. Dolayısıyla buna yakın duran birçok kesimi etkileme fırsatı buldu.
Almanya ya da Amerika’da olanın aksine Türkiye’de ülkeler arası parti organizasyonları gelişmiş değildir. Avrupa Birliği örneğinde olan uluslararası parti örgütlenmesi bölgede de görülürse Türkiye burada da başat rol oynayabilir.
Türkiye’nin ekonomik ve sosyal yönetim konusunda bir örneği ise Amerikan Dış işlerinde konuşuldu. Eğer Mısır IMF ile masaya oturmasaydı Türkiye’den bu konuda terkin etmesi istenecekti. Aynı biçimde Türkiye’nin bankacılık sistemi düzenlemeleri bu ülkelerde gerekene benzer bir yapıda gerçekleşti. Tanıdıklık ve politik amaçla borçlandırma gibi sorunların aşılmasında Türkiye destek verebilir. Aynı biçimde TOKİ’nin projeleri bu bölge ülkeleri tarafından örnek olarak gösteriliyor.
Barselona süreci sonrası gelişen serbest ticaret antlaşması ağı bölge içi ticareti geliştirebilir nitelikte değil. Elimdeki veriler göre Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkeleri arası ticaret %10 seviyesinde kalırken Avrupa içi ticaret %75, Amerika içi ticaret ise %75 seviyelerinde. Bu sıkıntı Türkiye’nin de içinde bulunduğu gümrük birliği yapısına bu ülkelerin entegrasyonu ile aşılabilir.
Sonuç olarak Türkiye Arap Baharı sonrası demokratikleşme sürecine katma değer sağlayabilir. Bunu da tek taraflı değil, AB, ABD ile birlikte çoklu platformlarda gerçekleştirmesi dış politikasındaki tek başına çalışır imajını da değiştirebilir. 45 sonrası Avrupa’nın inşası ve 89 sonrası Soğuk Savaş’tan sonraki dönemden sonra AB ve ABD ilişkilerinde üçüncü ve çok önemli bir döneme girilmiştir.
Daha Fazla Bilgi ve Makalenin Tümü İçin:
http://carnegieeurope.eu/publications/?fa=46141
ABHaber, 26.01.2012
Bu içerik 105 kere okunmuşturTemel Belgeler
Duyurular
- TÜRKİYE AVRUPA VAKFI - AVRUPA GÜNÜ BİLDİRİSİ
- Avrupa Koleji Yüksek Lisans Burs Programı 2012-2013 Akademik Yılı Ön Eleme Listesi Belirlendi
- Avrupa Koleji Yüksek Lisans Burs Programı Mülâkat Tarihleri Belirlendi
- TÜRKİYE AVRUPA VAKFI’NIN AVRUPA PARLAMENTOSU’NUN 2012 TÜRKİYE TAVSİYE KARARINA İLİŞKİN AÇIKLAMASI
- TÜRKİYE AVRUPA VAKFI - ADRES DEĞİŞİKLİĞİ









