1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>


Prof Dr. Füsun Üstel röportajı

PDF Yazdır E-posta

Vakfımız stajyerlerinden Selin Çiğdem ve Nurbanu Özyurt'un Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Füsun Üstel ile yaptıkları röportaj:

Sorular:

Süryani Kilisesi Patriğinin isteği üzerine Avrupa Birliği Genel Sekreterliği yazışmalarında “Gayrimüslim” kelimesi yerine, “farklı inanç grupları” ifadesinin kullanılması, sadece bir ifade değişikliği midir?

“Farklı inanç grupları” ifadesi, Avrupa ülkelerinin bir bölümünde devletin tüm gruplara karşı eşit mesafesini ve kimi zaman da söz konusu grupların hak ve özgürlüklerinin devlet tarafından  korunacağı hukuki zemini açıklığa kavuşturmak için kullanılıyor. Örneğin Belçika’da “farklı inanç grupları”nın yanı sıra “farklı felsefi yaklaşımlar” ifadesi de din-devlet ilişkilerini düzenleyen hukuki belgelerde yer alıyor. Bu, herhangi bir inanç grubu altında tanımlanamayacak, laiklerin, ateistlerin ve agnostiklerin de devlet tarafından tanınması ve korunması anlamına geliyor.

Türkiye’de bu ifade değişikliğinin bir irade değişikliği haline gelmesi için öncelikle devletin bütün kurumlarının yazışmalarında yer alması, daha sonra da tüm inanç gruplarının din ve vicdan özgürlüğü başta olmak üzere her türden hakkının güvence altına alınması gerekiyor.  Öte yandan bu ifade değişikliği, her ne kadar Müslüman-Gayrımüslim ayrımını kaldırsa da inananlar-inanmayanlar ayrımını koruyor. Dolayısıyla kullanılan ifadenin “farklı felsefi yaklaşımlar” şeklinde genişletilmesinin çağdaş demokratik standartlar açısından daha uygun olacağı kanısındayım.

Uygulamada ne gibi artılar\eksiler getirebilir? Bu isteğin Süryani Kilisesi’nden gelmesi bir anlam ifade etmekte midir?

Getireceği artı ve eksiler ardındaki siyasi iradenin ne kadar güçlü olduğuna bağlı. “Kürt açılımı” başlığı altında henüz bir yıl önce başlayan demokratikleşme iddiasının, Milli Birlik ve Beraberlik projesi gibi içi boş bir kavrama dönüştüğünü ve bu yönde kararlı bir politika izlenmediğini gördük. Bununla birlikte ifade değişikliği isteğinin Süryani Kadim Ortodoks Kilisesi’nin ruhani önderinden gelmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Anadolu’nun kadim halklarından Süryaniler, Lozan Antlaşması’nın hükümlerinden yararlanamadılar, kimlikleri yok sayıldı, bölgede yaşayan Süryaniler topraklarını terk etmek, kalanlar ise görünmez olmak zorunda kaldılar. Dolayısıyla Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’nin ifade değişikliği kararını, bu toprakların tarihsel dillerinden biri olan Aramice’ye saygı anlamında da önemli buluyorum. Öte yandan talebin Süryani Kadim Ortodoks Kilisesi’nden gelmesi Süryani vatandaşlar topluluğunun Türkiye toplumu içinde aktif ve dönüştürücü bir unsur olarak belirmeye başladığını gösteriyor.

Bu değişiklik, Avrupa Birliği’ne giriş sürecinde, ülkenin Müslüman niteliğini hafifletmeye yönelik bir girişim olarak değerlendirebilir mi?

Girişimin ardındaki niyetin ne olduğunu bilmiyorum. Ancak niyet okumaktan ziyade muhtemel sonuçları üzerine odaklanmanın daha yararlı olduğunu düşünüyorum. Bu ifade değişikliği, eğer “farklı felsefi yaklaşımları” da kapsayacak biçimde mevzuata ve uygulamaya yansırsa, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik bir devlet olma niteliğini pekiştirir. Üstelik bu tür bir değişiklik, Türkiyevari bir laiklik anlayışından Avrupa standartlarında bir laiklik anlayışını hayata geçirme anlamında önemli bir adım oluşturur.

Haziran 2010

 

 

Bu içerik 634 kere okunmuştur
 

Üye Alanı



Anketler

Türkiye Avrupa Birliği'ne Tam Üye olur mu ?

 

 

 


  Neticeler

E-Mail Bülteni