Gıda Güvenliği Yasası hakkında Gıda Mühendisleri Odası Görüşleri
Vakfımız stajyerlerinden Selin Çiğdem ve Nurbanu Özyurt'un Gıda Mühendisleri Odası ile yaptıkları röportaj.
Avrupa Birliği’yle müzakere sürecinde yeni başlık geçtiğimiz günlerde “Gıda Güvenliği” konusunda açıldı. 13 numaralı "Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı" faslı ile ilgili olarak daha önce TBMM'nde Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kabul edilerek yasalaşmıştı. Konu hakkında İstanbul Gıda Mühendisleri Odası’nın bilgi ve görüşlerine başvurduk. Konuya oldukça tepkili yaklaşan Gıda Mühendisleri Odası yetkilileri sorularımızı yanıtladı.
-Öncelikle, Gıda Mühendisleri Odası ne zaman kuruldu? Kuruluş amaçları nelerdir?
-TMMOB (Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği) 1954 yılında kuruldu, buraya bağlı 23 oda var. Biz bu odalardan biriyiz. Faaliyet konumuz gıda sektörü. Bizim odamız da 1996 yılında kuruldu. Meslektaşlarımızla ilgili olarak da çalışıyoruz. Üniversiteden yeni mezun olan arkadaşlarımıza yardımcı oluyoruz. Sorumlu yöneticilik belgelerini biz veriyoruz. Bir üreticinin faaliyete başlaması için gerekli olan belgelerin arasında bizden alacağı bir belge de var.
-Avrupa Birliği geçen dönem başkanı İspanya, son anda, Türkiye ile “Gıda Güvenliği, bitki ve hayvan sağlığı” faslını açtı. Yeni açılan bu fasıl hakkında Haziran ayında bir kanun hazırlandı ve kabul edildi. Öngörülen yeni düzenlemeler ve eski kanun hakkında bilgi verebilir misiniz?
-Eskiden, Tarım Bakanlığının yetişemediği noktalarda yani denetimleri yapamadığı noktalar için 5179 sayılı “Sorumlu Yöneticilik” kanunu çıkarıldı. Bu kanunla beraber kapasitesi 60 beygirin altında olan ya da 10 kişinin altında işçi çalıştıran firmalara haftada bir kez mühendis çalıştırma zorunluluğu getirildi. Mühendis hafta içi bir gün giderek orada tam zamanlı çalışmak zorundaydı. 60 beygirin üstü ve 10 kişinin üstünde işçi çalıştıran firmalarda da tam zamanlı mühendis çalıştırma zorunluluğu vardı. Bu 5179 sayılı kanun gereği zorunluluktu. Şimdiki yasa ile birlikte, AB uyum çerçevesinde, “sorumlu yöneticilik” kavramını kaldırarak gıda güvenliğini bu şekilde sağlayacağız diyorlar. Eski yasaya göre “sorumlu yöneticilik” bir zorunluluktu. Ama şimdiki kanun diyor ki, 20 beygirin altında ve 10 kişi çalıştıran firmalarda, gıda, kimya ve ziraat mühendisi çalıştırma zorunluluğu yoktur. Aslında mühendis diyoruz ama sorumlu yöneticilik yapanlar da çok: veterinerler, gıda teknikerleri, biyologlar, kimyagerler. Yani, bu geniş bir kavramdır.
-Türkiye ve Avrupa Birliği ülkeleri arasında pek çok farklılık mevcuttur. Sizce bu kanun hazırlanırken bu farklılıklar göz ardı edildi mi?
-AB uyum sürecinde bütün görevi, veterinerlere yüklemeleri, AB’de gıda güvenliği bu şekilde sağlanıyor deyip bu sistemi direk olarak getirmek yanlış. Zaten Türkiye’de “gıda terörü” dediğimiz kavram vardır. Türkiye’ye bakıldığında, genelde büyük firmalar tarafından yapılmıyor. Bu firmalar zaten gıda mühendisi ya da teknik mühendis çalıştırırlar. Gıda terörünün asıl sebebi, küçük çaptaki üreticilerdir. 30 beygirin altı ve 10 kişinin altında işçi çalıştıran üreticilerin oranı Türkiye’de %80’dir. Buralarda görev yapan mühendisler yani sorumlu yöneticiler geçimlerini bu şekilde sağlamaktadırlar. Bu kanun, 30 beygirin altı ve 10 kişinin altında işçi çalıştıran yerlerde gıda riskinin olmadığı ve buralarda mühendislerin çalışmasına gerek olmadığı söylenmektedir. Firma patronu gıda güvenliğini kendi başına sağlayabilir denilmektedir. Sorumlu yöneticiler var olan gıda terörünü ortadan kaldırmaya çalışırken durum bu yasayla daha da kötüye gitmektedir. Bu yasayla birlikte halk sağlığı çok büyük bir tehlike altına girmiştir. Üretim sadece teknik donanımı olmayan insanlara kalmıştır. Sorumlu yöneticiler, eski kanuna göre üreticiyi zorlardı. Onların bu ısrarıyla beraber işletme sahipleri yanlışları düzeltmeye çalışırlardı ve üretim sahasını yenilerlerdi. Mühendisler olmadığı zaman da, firmalar kötü saha koşullarında üretim yapmaya devam edecekler. Ortada bir de boşluk var. Mühendis artık yok ama Tarım bakanlığı da yok. Mühendis olmadığı durumlarda, bakanlığın gelip kontrol etmesi lazımdır. Türkiye’de yaklaşık 500 bin işletme var; öte yandan bakanlığın denetleyici sayısı ise sadece 5 bin. Artık o işletmelere mühendis de gidemeyecek. Peki bakanlık nasıl yetişecek? Tarım müdürlükleri bir işletmeye 6 ayda bir uğruyorsa iyi; ama yılda bir kez uğruyorlar. Bütün firmalar bir sene boyunca o sahada kendi bildikleri şekilde üretim yapacaklar. Halkın sağlığı risk altında olacak. Bence bu bir katliamdır. Bazı baharat firmaları mühendis çalıştırmayacaklar ama baharatlar küçük olsalar da büyük ölçüde aflatoksin taşıyabilirler. Bu aflatoksinler, gıda zehirlenmelerinde insanlara büyük ölçüde zarar verirler. Bu firmalardan biz nasıl ürün alacağız? Biz gıda mühendisi olarak biz de kendimizi nasıl koruyacağımızı düşünüyoruz.
-Bu yeni kanunun pek olumlu tarafı yoksa Avrupa Birliği bu işe nasıl razı oldu? Bu faslı neden açtı?
-Şöyle bir durum var: Bu yasa AB için çıkmıştır ama AB’nin kendi standartları ve normları çok farklıdır ve Türkiye’nin standartları çok farklıdır. Oradaki yasa alınıp buraya uyarlanmaya çalışıyor. Bir yasa alınır, getirilir ama Türkiye’de gözden geçirilir, Türkiye’ye uyarlanır. Avrupa ülkelerinde bulunan 30 beygirin altı ve 10 kişinin altında işçi çalıştıran firmaların oranı ile Türkiye’deki firmaların oranı oldukça farklıdır. Türkiye’de bu firmaların çoğu un ve unlu mamul üreten firmalardır. Avrupa Birliği’nde durum farklıdır.
-Siz bu konuya nasıl bir öneri getirdiniz?
-Sorumlu yöneticilik kalksın tamam ama Tarım Bakanlığı’nın kadrosu ne durumda? Bizim sorunumuz denetimin olmaması. Kamu denetlesin. Bir boşluk yaratılıyor ama doldurulmuyor. Bizim Gıda Mühendisleri Odası olarak şöyle bir önerimiz var: küçük esnaf eğer mühendisin ücretini ödemekte zorunluluk çekiyorsa, Tarım Bakanlığı’nın bütçesinin 50’de biri bu iş için ayrılsın.
-O zaman diyebiliriz ki bu yasa alt yapısı hazırlanmadan, çok erken çıkarıldı.
-Biz bu yasa için çok mücadele ettik, basında yazılarımız çıktı ama kamuoyundan gerekli tepkiyi alamadık. Halk tasarı kabul edildikten sonra biraz daha bilgilendi, artık yasa yürürlüğe girdikten sonra daha da bilinçlenir diye bekliyoruz. Çünkü gıda zehirlenme oranlarında %100 lük bir artış olacak. Yapı denetimsizliği yüzünden, Marmara depreminde binlerce kişi hayatını kaybetti. Şimdi aynı tehlikeyle gıda konusunda karşılaşıyoruz. Sorumlu yöneticilik kavramı ortadan kaldırıldı, yine bir denetimsizlik söz konusu.
-Biz bu konuyu ilk duyduğumuzda iyi bir şey oldu diye sevinmiştik ama şimdi görüyoruz ki durum hiç de sevindirici değil.
-Maalesef sevindirici bir durum değil. Türkiye’de evrak konusunda çok da dürüst davranılmadığı biliniyor. Türkiye’de kapasiteleri 40-50 beygir olan firmalar, bu yasayla beraber, mühendis çalıştırmayı ekonomik yük olarak görmekle beraber, kapasitelerini 30 beygir ve altına çekmeye başlayacaklar. Yani %80’lik oran daha da artacak, kayıt dışılık artacak, merdiven altı üreticiler artacak.
Görüyoruz ki, Türkiye’de işletmeler açısından gıda güvenliğinin bir önemi yok. Bu işletmeler tabii ki büyük firmalar değil. Onlar zaten bunun bilincinde. Gıda terörü dediğimiz olay zaten küçük işletmelerden doğmakta. Şimdi teröre terör eklendi ve bu terörü ekleyenler Türkiye Cumhuriyeti’nin kamu kurumları. Bu durumda halk sağlığı nereye gitmekte? Türkiye’de zorunluluk var; fakat olgular henüz norm haline dönüşmemiştir. Bütün bunların norm haline gelmesi gerekir. Zorunluluğun ileride norma dönüşmesi mümkündü ama şimdi zorunluluk da kaldırılıyor.
Küçük işletme sahibi olan biri üreticiyle görüştüm ve bu yasadan dolayı oldukça sevinçli kendisi. Hatta mühendislerle sözleşmelerini fesh eden üreticiler bile var. Ama bu doğru bir uygulama değil, kanun şimdi kabul edilse de, kanun 6 ay sonra yürürlüğe girecek. Ortada bir bayram havası var. Şu an alınan bilgilere göre, yetkililer de bu duruma tepki göstermiyor. Sözleşmelerin fesh edilmesi gayet normal karşılanıyor. Biz gıda güvenliği açısından, mühendislere ödenen parayı almamaya da razıyız.
-Avrupa Birliği bu yanlışın farkına ne zaman varacak?
-Bu durum AB tarafından gerekli denetimler yapıldığı zaman fark edilecek. Bu konu onları 6 ay sonra, kanun yürürlüğe girdiği zaman ilgilendirmeye başlayacak. Ankara’dan gelen iyimser haberlere göre, yasa bu kadar boş olmayacakmış ama bunlar tabii ki iyimser haberler. Ayrıca yasa çok hızlı geçti Meclis’ten. Yasada şöyle bir sıkıntı var. Yasanın AB’yle uyumlu olduğu söyleniyor ama yasanın AB’yle uyumlu olması, ülkemizin gerçekleriyle de uyumlu olduğu anlamına gelmiyor. Beslenme alışkanlıklarımız oldukça farklı. Yasa sadece veterinerlik mesleğini ön plana çıkarıyor. AB ülkeleri genelde hayvansal ağırlıklı beslenirler, oysa biz tam tersine bitkisel kökenli besleniriz. 2004’te yaptığımız bir araştırmaya göre, biz günlük enerjimizin %75’ini sadece ekmekten alıyoruz. Türkiye’de ekmek karın doyurmak için yenirken, AB’de garnitür gibi görülür. Yasa yüzünden işsiz kalacak mühendislerin sayısı 20 bin civarında. Bu yasa çıkarılırken hakim olan düşünce gıda güvenliği, işsizlik önemsenmiyor. Önemli bir nokta da şu ki: Yasada bazı değişiklikler yapıldı, yoksa direk Anayasa Mahkemesi’ne başvurma nedeniydi, denetim hizmetleri dahil olmak üzere, görevler çeşitli kurum ve kuruluşlara devredilebilir. Anlamı şu: özelleştirme; denetimler özel firmaya verilecek, özel firmalar denetleyecek, tarım bakanlığı da onları denetleyecek, şeklindeydi. Bunu hedefliyorlardı. 24 saat gıda güvenliği diyorlardı; ama bu düzeltildi. Çünkü bu devredilemez asli görevler arasındadır. Fakat bu bir nabız yoklama. Gerekli anayasal değişikliği yapacaklar, bu görevleri devredecekler. Piyasada pek çok “gıda müşaviri” unvanına sahip firma çıktı, unvanlarına “gıda müşaviri” ibaresini eklettiler. Amaçları özel sektöre gıda denetimini devretmektir. Peki parasını kontrol ettiği üreticiden, işverenden alan firma, nasıl yaptırım uygulayabilir? Yeni gelen yasayla birlikte kalkan “Sorumlu yöneticilik” kavramında biz diyoruz ki denetim yapan arkadaşımı parasını işverenden almasın, denetime gittiği yere iç denetçi olsun, bir yaptırım gücü olsun. Buna bir statü koyalım dedik; ama bizi dinlemediler. Bu yüzden bu yeni kanun çıktı; küçük işletmeye, işverene yük oluyor diye de kaldırıyorlar.
-Yeni yasada, yasaya uyulmadığı takdirde öngörülen bir yaptırım, ceza mevcut mu?
-Bir de tabii ceza konusu var. Bu konu da oldukça ilginçtir. Onay alınmaması durumunda uygulanacak cezada, veteriner ürünleri, bitki sağlığı ürünleri için 30bin TL, gıda işletmeleri için 10bin TL. Yani hayvansal ürünlerde, veteriner ürünlerinde tehlikeli bir şey yaparsan, onay almazsan 30bin TL, gıda işletmelerinde ise bunu cezası 10bin TL. İşte bu insan sağlığına verilen değer. Daha doğrusu verilmeyen değer. Bir de cezanın caydırıcılığı yok. Bu demek oluyor ki hijyen ve ürünlerin kalitesi işverenin, işletmenin insiyatifine kalıyor. Bu işi bilen birinden teknik bir yardım almaları gerektiğinin farkında değiller. Yeni kanunda yapılan büyük işletme\küçük işletme ayrımında, büyük işletmelerin teknik yardıma ihtiyacı vardır, küçüklerin yoktur deniyor. Daha önce de bahsettiğimiz uyumsuzluk buradan kaynaklanıyor. Avrupa’dan alıp Türkiye’ye uyarlamaya çalıştığın bu sistem bizim ülkemizde işe yaramaz. Bizim ülkemizde böyle kriterler yok ki. Avrupa Birliği’nin hangi ülkesinde Türkiye’deki kadar kayıt dışı çalışma ve merdiven altı işletme var? Hangi ülkesinde kapasite raporlarıyla kolayca oynanabiliyor? Hangisinde yapabilirler? Hiçbirinde. O yüzden bu yeni kanunda bir uyum aranması doğru olmaz. Beslenme alışkanlıklarının farklı olmasının dışında bir de böyle bir durum var, iki tarafın altyapıları, gelişmişlik düzeyleri farklı.
-Zaten çok kısa sürede kabul edilmiş bu kanun mecliste. Kabul edilmesinin hemen ardından Avrupa Birliği’nde Türkiye hakkında yeni başlık açıldı. Peki sizce AB bu kanundaki yanlışları ne zaman görecek?
-Ben AB’nin kanunun yeterliliğini yetersizliğini inceleyeceğini düşünmüyorum. Çünkü bu kanunlaştı artık. Avrupa’dan alıp birebir uyarlamak asla kabul edilemeyecek bir şeydir. Her şeyi geçiyorum, bir ülkede çıkan hiçbir kanun, o ülkedeki meslek gruplarını karşı karşıya getirmemelidir; ama şu anki durumda getirmiş durumda. Fırıncılar odası, pastacılar odası, biz, veterinerler odası herkes birbirine girmiş durumda şimdi. Kanunu okuduysanız çok rahat göreceksiniz, bu kanun içerisinde at yarışı da var gıda güvenliği de var.
-Zaten internette sitenizde yayınladığınız bildirinizde de dile getirmişsiniz, birbirinden alakasız, bağımsız konular aynı kanun altında birleştirilmiştir diye.
-Hakikaten öyle. Birbirleriyle bağlantısı olmayan konular aynı kanunda toplanmıştır. Hiç kimse durumdan memnun değil ki. Örneğin veterinerler, bu yeni kanunun ellerindeki bazı yetkileri aldığını savunmaktadırlar. Ama sonuç olarak bu kanun mühendislik mesleğini yok saymaktadır. Metnin hiçbir yerinde “mühendis” diye bir ibare bulunmamaktadır. Bu kanun Avrupa Birliği’yle uyumlu olabilir; ama biz ülkemizin gerçeklerine bakıyoruz. Avrupa Birliği, müzakere sürecinde bu yasayı böyle değerlendirecek mi bilmiyorum. Ben olumlu şekilde ele alacağını düşünmüyorum.
-Peki siz bu konuyla ilgili neler yaptınız?
-Yasanın meclis komisyonunda görüşüldüğü zamanlarda metinlerimiz vardı, onları faks yoluyla e-mail yoluyla gönderdik. Onun dışında internette gazetelerde çeşitli yazılarımız çıktı. Basın açıklamalarımız oldu. Mücadelemizi böyle sürdürdük.
-İşletmelerden sizi destekleyenler var mı?
-Fırıncılar bunu bir yük olarak görüyor. Bazı mühendisler de işsiz kalmayı hak ediyor.
Fırıncılar odası olayı haraç vermek olarak görüyor. Yasa genel olarak bakıldığında AB’ye uygun olarak görülüyor ama standartlar oldukça farklı.
-Bu yasa GDO’lari da kapsamiyor galiba değil mi? Tüketiciler de bu konuda oldukça bilinçsiz galiba.
-Bizim odalar olarak 1998’den beri isteğimiz, bunun bir kanunu olması. Bu kanun bilinçsiz tüketime engel olur, durum kontrol altına alınır. Biz GDO’ya neden karşıyız? Sebebi çok basit. Herhangi bir şeyin insan sağlığına zararlı olacağına dair bir şüphe varsa, biz bu maddeye karşı oluruz. Bu konuyla da ilgili şüphe var, biz de karşıyız. Bilimsel veriler henüz yeterli değil. Fareler de kısırlık yaptığı ortaya çıkmış fakat gizleniyor. GDO’lar ve hormonlu besinler karıştırılıyor. GDO’lar teknolojik bir şey, genleriyle oynanıyor. Biz hormonlu gıdalara da karşıyız. Zirai ilaçlar da önemli bir konu fakat bu ilaçlar belli bir oranda kullanılmak zorunda.
Biz denetimin eksikliğinin altını her zaman çiziyoruz ama denetim hiç yapılmıyor demek de yapan arkadaşlara haksızlık olacaktır.
-GDO’lu ve hormonlu ürünlerin Avrupa’daki yeri nedir?
Almanya en son yasakladı. Bu ürünler en çok Arjantin ve Brezilya gibi ülkelerde ekiliyor. Türkiye topraklarının, Anadolu coğrafyasının GDO’lu ürünlere ihtiyacı yoktur. Biz ekmiyoruz ama kullanıyoruz. Denetiminin daha iyi yapılmasını istiyoruz.
-Ürün etiketlerine yazılması konusunda tartışmalar varmış galiba.
Tabi var öyle tartışmalar ama olmayan şey yazılmaz diyorlar ama var. GDO’lu ya da GDO’suz yazsınlar ama yazsınlar. İngiltere’de yazıldı. Kahvaltılık gevreklerin çoğunda bu risk var. İçinde soya olan maddelerde tehlike var.
Haziran, 2010
Bu içerik 3259 kere okunmuşturTemel Belgeler
Duyurular
- TÜRKİYE AVRUPA VAKFI - ADRES DEĞİŞİKLİĞİ
- AVRUPA KOLEJİ BAŞVURULARI-SON TARİH 2 MART
- 2012-2013 AKADEMİK YILI JEAN MONNET BURS BAŞVURULARI BAŞLAMIŞTIR
- TÜRKİYE AVRUPA VAKFI’NIN AVRUPA BİRLİĞİ KOMİSYONU 2011 YILI TÜRKİYE İLERLEME RAPORU HAKKINDAKİ AÇIKLAMASI
- NANCY ÜNİVERSİTESİ (CEU) AB Araştırmaları Master Programı









