1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>


Ruprecht Polenz'in Frankfurter Rundschau'ya Türkiye ile ilgili verdiği mülakat

PDF Yazdır E-posta

Frankfurter Rundschau: "'Hristiyan Batı' Kavramı Bir Savaş Sloganıdır" “CDU Dış Politika Uzmanı Ruprecht Polenz ile yapılan mülakat:

SORU: Sayın Polenz, kısa bir süre önce ‘Türkiye AB'ye Aittir’ adlı kitabınız yayımlandı. Hâlâ CDU mensubu musunuz?

POLENZ: Kesinlikle. CDU'nun koalisyon anlaşmalarında seçtiği ifadeler, benim kitabımla da uyuşuyor. Ancak partideki çoğunluğun Türkiye ile tam üyelik yerine imtiyazlı ortaklığı desteklediği de doğrudur. CDU gibi bir halk partisinde de çoğunluğun düşüncesini yansıtmayan bir görüşü temsil etmek mümkündür. Ayrıca bu düşüncemde yalnız da değilim. Bazı CDU'lu belediye başkanları da benimle aynı görüşte. SORU: Bu meselede CDU halkın görüşünü temsil ediyor.

POLENZ: Doğru. Soruluş şekline göre Almanların üçte ikisi Türkiye'nin AB üyeliğine karşı. AB içinde de hâlihazırda İngiltere ve Macaristan haricinde üyelik için halkın çoğunluğu destek vermiyor.

SORU: Türkiye hakkında dürüst bir tartışma yapılıyor mu?

POLENZ: Karşı argümanlarla ilgilendiğinizde öncelikle iki konu öne çıkıyor Türkiye'nin kültürel bakımdan ‘biz Avrupalılardan’ çok farklı olduğu ve bize uymadığı söyleniyor. Bunun arkasında çoğunlukla Müslüman bir ülke olarak Türkiye'nin uzak tutulmak istendiği dinî argüman yatıyor. İkinci gerekçe ise Türkiye'nin çok büyük olduğu, AB'nin fazlasıyla genişleyeceği ve işlev kabiliyetini yitireceği yönünde.

SORU: Kitabınızda, her genişleme dalgasından önce Birliğin zorlanacağı endişeleri yaşandığını ancak bunların kısa bir süre sonra yersiz olduğunun ortaya çıktığını yazıyorsunuz. Ancak dürüst olmamız gerekirse, Anadolu'yu Endülüs, Lapland ya da Karpatlar ile aynı sınıfa koymak doğru olur mu?

POLENZ: Avrupa her zaman çok çeşitliliğiyle öne çıkmıştır. Türkiye meselesinde kesinlikle tarihten kalma Türk korkusu da bugünün üye adayının sıkıntı çekmesine neden olan faktörlerden biridir.

SORU: Bu bakış açısıyla bugünün Türkiye'sine adil davranılıyor mu?

POLENZ: Tam olarak bakıldığında Osmanlı İmparatorluğu'nun da sürekli olarak Avrupalıların güç oyunlarının bir parçası olduğu ve farklı Hristiyan hükümranlarla bağlantısı olduğu görülecektir. Viyana'nın işgali sırasında Osmanlının yanında Protestan Macarlar da Katolik Habsburglulara karşı savaştı.

SORU: AB tarafı bugün ciddi bir şekilde ‘Hristiyan Batı’ gibi bir argüman öne sürebilir mi?

POLENZ: Bu kavram –nedeni az araştırılmakla birlikte- çok etki gücüne sahiptir. Romantizmden gelen bu kavram Fransız devrimcilere karşı savaş sloganı olarak kullanıldı ve aydınlanmanın soğukluğunu nurlandırdı. Bu kavramın bugün Türkiye'yi Avrupa'dan uzak tutmak isteyenler ve ülkeyi yeterince aydınlanmamakla suçlayanlar tarafından kullanılması tuhaftır. Hiçbir AB anlaşmasında Hristiyanlık kavramları kullanılmamıştır. Anlaşılan anlaşmaları hazırlayanlar bu kavramları kimlik belirleyici olarak dikkate almamışlar. Son olarak şunu belirtebilirim AB'de yaklaşık 18 milyon Müslüman var ve İslam da Avrupa'nın tarihini etkilemiştir.

SORU: Türkiye'nin üyeliği bize ne getirirdi?

POLENZ: AB'nin güvenli bir enerji tedarikine ilgisi giderek artıyor. Türkiye bu konuda bir köprü işlevi görebilir. Bunun yanında istikrarlı bir bölgeye büyük ilgi duyuyoruz. Türkiye'nin üyeliği Karadeniz bölgesi, Kafkaslar ile Orta ve Yakın Doğu'nun istikrara kavuşmasını sağlamamız için daha iyi olanakları beraberinde getirir. Tersine de Türkiye için daha müzakere süreci bile gerekli reformları ele alması ve İslamizm ile milliyetçiliğe kaymaması anlamına gelmektedir. Ancak şu çok açıktır Türkiye'nin önünde daha uzun bir yol vardır. Reformlar içerik olarak uygulanmalıdır ve sadece kağıt üzerinde kalmamalıdır.

SORU: AB, belirli fasılların görüşülmesini sürüncemede bırakıyor. Bu doğru bir davranış mı?

POLENZ: Bu kısmen Ankara'nın kendi suçundan kaynaklanıyor. Türkiye'nin öncelikle Kıbrıs meselesinde harekete geçmesi gereklidir. Bunun yanı sıra Fransa da tek taraflı olarak bazı fasılları bloke ediyor. Paris üzerinde de etkili olunması gerekiyor.

SORU: Bunu kim yapacak? Bayan Merkel mi?

POLENZ: Bu, AB'nin bütününü ilgilendiren bir meseledir. Ancak Avrupa'nın göbeğindeki en büyük üye ülke olarak biz özel bir sorumluluk taşıyoruz. Lizbon Anlaşması AB'ye işlev kabiliyetini belirli ölçüde güçlendirme imkânı veriyor. Türkiye'nin de önünde, en başta devlet, ordu ve sivil toplumun ilişkisi olmak üzere önemli reform süreci var.”


ABHaber, 04.06.2010

Bu içerik 663 kere okunmuştur
 

Üye Alanı



Anketler

Türkiye Avrupa Birliği'ne Tam Üye olur mu ?

 

 

 


  Neticeler

E-Mail Bülteni