1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>


Avrupadaki Turkler

PDF Yazdır E-posta

 Merve Seren'in Güney Hollanda Eyalet Milletvekili Resül Özdemir'le yaptığı röportaj, yurtdışındaki Türklerle ilgili dosyamızın ilk ayağı.

 M. Seren: 3 Ekim sonrası Türkiye- Avrupa Birliği ilişkilerini kısaca değerlendirir misiniz?
R. Özdemir: Gerçekten tarihi bir başlangıç. Bugüne kadar gerçekleştirilemeyen aşamalar kaydedildi ve en sonunda beklediğimiz istediğimiz noktaya gelindi. Fakat bu uzun bir yol olacaktır. Türkiye’nin halen yapması gereken çok önemli ve güzel şeyler var. Bunu kendi insanları için yapması lazım. Yani AB’ye giriyorum ya da girmiyorum düşüncesiyle yaparsanız başarılı olmazsınız. Özellikle insanlarınızı mutlu edeceksiniz ki başarılı olabilesiniz. Böylelikle, o insanlar size katkı sağlasınlar, başarılı olmanız için çalışsınlar. Ancak bazı yasaların değişmesi lazım; insan hakları ve yerleşim konularında büyük değişimler gerekmektedir. Bu da uzun bir süreç olacaktır.

M. Seren: AB’nin devamlılığı ve istikrarlılığı yönünde birtakım spekülatif varsayımlar ortaya atılmakta. Siyasi birliğin oluşturulamaması bağlamında, Anayasa’nın bazı üye devletler tarafından kabul edilmemesi konuya ilişkin bir gösterge niteliği taşımakta mıdır?  Nitekim Hollanda AB Anayasasını referandumda kabul etmedi ve onaylamadı. 
R. Özdemir: O da aslında son zamanlarda Dünya’da ve Avrupa’da esen ırkçılık rüzgârlarından kaynaklanmıştır. Irkçılık insanların kendi kimliğini ön plana çıkarması, yani milliyetçilik konularında biraz daha ağır basması demektir. Burada Hollanda da aynı rüzgârlar esti. Bu da insanları daha aşırı uçlara yönlendirdi.  Bu yüzden anayasa kabul edilmedi. Her şeye rağmen ben AB’nin olması gerektiğini düşünen, savunan kişilerdenim. Özellikle dünya dengesinin oturtturulabilmesi için AB gibi bir güce ihtiyaç vardır. Bugün ABD’ye baktığımızda tek başına krallık gibidir. Dünya krallığı gibi. Bunun alternatifi olarak AB'nin olması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle Çin’in potansiyeli dolayısıyla biz merkez görevini AB’nin yürütebileceğine inanıyoruz ama tabii bu uzun soluklu çalışmalar gerektiriyor. Şu ana kadar 1953’ten bu yana bir hayli başarılı sonuçlar alınmıştır.

M. Seren: Hollanda Parlamentosunda bulunan Türk milletvekilleri olarak Türkiye’nin AB yolunun desteklenmesi yönünde ne tür faaliyetler gerçekleştiriyorsunuz?
R. Özdemir: Özellikle bilgi toplantıları yapıyoruz. İnsanlarımızı bilgilendirmeye çalışıyoruz. Kendilerini ifade etmeleri konusunda yardımcı olmaya çalışıyoruz. Yeni yapılan yasaları anlatmaya çalışıyoruz. Fakat insanlarımız kişisel olarak gerçekten Avrupa da çok üstün başarılar elde ediyorlar. Burada artık bizim kültürümüzde olmayan bir kültürü yaşatıyorlar. Nedir? İmece usulü bir çalışma var. Herkes Türkiye’de imece usulü ile güzel işler yapılabileceğini söylüyor. Bir elin nesi var iki elin sesi var diyoruz. Fakat buradaki en önemli sorunlarımızdan biri ‘dernekçilik’. Özellikle Avrupa’da dernekçilik çok önemli bir olaydır. Ne yazık ki bu konularda pasif davranıyoruz. Bir araya gelip bir güç olamıyoruz. Gücümüzü gösteremiyoruz. Kişisel başarılarımızı ön plana çıkaramıyoruz. Örnek olamıyoruz. Sadece kişi bazında kalıyoruz. Bu da bir eksiklik oluyor. O zaman ne oluyor? Politik olarak da ekonomik olarak da bir güç olamıyorsunuz. Sadece kişisel güç oluyorsunuz. Bu da her zaman büyük balığın küçük balığı yutması misalidir.

M. Seren:  Son dönemlerde özellikle Türk medyasında yer alan konulardan biri de yurtdışında yaşayan Türklerin milletvekili olmaları esnasında karşılaştıkları yaptırımlar; Kıbrıs Meselesi, Ermeni Soykırımı iddiaları ve arkasından gelen istifalar...
R. Özdemir: Şu anda Hıristiyan Demokratlar Birliği’nden bir tane adayımız var. Ayhan Tonca diye bir arkadaşımız. Onunla ilgili dün televizyonda büyük bir tartışma yaşandı, büyük bir olay gündeme getirildi. Kendisi Ermeni soykırımı tezini kabul etmiyor, Partisi de söyledikleri yorumlara sıcak bakıyor. Biz sol işçi partisi olarak diyoruz ki; bu işi tarihçilere bırakalım. Eğer böyle bir şey varsa, yapılmış bir şey varsa kabul etmek zorundasınız, kabul etmiyorum diye bir şey yok. Yaptığınız olayın mutlaka cezası vardır. Ama kesinlikle tarihçilerin karar vermesi zorunludur, tarihçiler böyle bir şey yok diyorlarsa politikacıların bunu başka bir yönde değerlendirmesine imkân yok ve olmaması lazım.

M. Seren: Türkiye’deki bazı kesimler AB’ne üyelik sürecinde Türkiye’nin tarım politikasından Kıbrıs sorununa kadar çok geniş bir yelpazade taviz verildiğini ve gelecekte bunun bir geribildirimi olmayacağı kanaatindeler…
R. Özdemir: Aslında bazen taviz vermeye gerek yok. Gerektiği zaman kendi kendimizi korumamız lazım. Ancak böyle başarılı olursunuz. Neden taviz olsun ki? Eğer bir antlaşma varsa karşılıklı bir antlaşmadır. Bugün 65 tane antlaşma var. AB bu antlaşmayı gerektiği şekilde yürütmüyor. Acaba biz ne kadar haklarımıza sahip çıkıyoruz. Verirken neyi alıyoruz neyi veriyoruz? Daha önce yapılan antlaşmalara ne kadar itaat ediyoruz? Mutlaka karşılıklı yapılması gereken şeyler var. Eğer AB’ye girmek istiyorsanız, tırnak içinde söylüyorum “yapılan bir hatayı bir ülke olarak kabul etmek zorundasınız”. Fakat verirken alırken dengeyi oturtmak lazım; Kıbrıs Türk Cumhuriyeti belli bir sonuçtan sonra oluşmuş bir olay.. O olaylara da bakarak belli bir hareket yapmak lazım.

M. Seren: AK Parti hükümetinin Türkiye- AB İlişkilerini son zamanlarda askıya aldığı, reformlara eskisi gibi ağırlık vermediği yönünde kamuoyundan eleştiriler geliyor. Türkiye-AB sürecini iktidar ve muhalefet partileri açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
R. Özdemir: Avrupa Parlamentosu seçimleri olmadan önce Elazığ Derneği Başkanı olarak bir organizasyon yaptık. Türkiye’ye nasıl bakılıyor? Seçim öncesi insanların fikirlerini almak nabızlarını yoklamak istedik. Hıristiyan Demokratlar eski Türkiye raportörü Arie Oostlander gerçekten Tayyip Erdoğan’ı çok başarılı buluyor. Tabii onun düşündüğü başka şeyler de var. Örneğin askeriyenin, ordunun durumu. Ona ben de katlıyorum. Ama Tayyip beyi başarılı buluyorum. Önünün açılması ve motive edilmesi gerektiğini söylüyorum. Bizim İşçi Partisi liste başı seçimleri olduğu zaman aynı şeyleri ben de gündeme getirdim. Bugün Türkiye’nin motive edilmesi lazım. Türkiye’nin Avrupa da olması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle Avrupa için de Avrupalılar için de Türkiye şart. Aynı şekilde, Türkiye halkı için de gereklidir. Avrupa Türkiyesiz kesinlikle bir atılım yapamaz, dünyada bir rol oynayamaz. Türkiye’nin de dünyada başarılı olabilmesi için belli bir güce ihtiyacı var. Bu demek değil ki Avrupa tek alternatif. Kesinlikle böyle düşünülmemeli. Dünya artık o kadar ufak ki Amerika ile diyalog içine girebilirsiniz. Ekonomik bağlantı kurabilirsiniz. Aynı şekilde Avrupa ile de. Ama nedir?Avrupa sınır olduğu için Avrupa’nın önceliği olmalıdır. Aynı zamanda Orta Asya’nız da var. Orta Asya da yapılabilecek çalışmalar var. Karadeniz bölgesi var. Rahmetli Özal zamanında yapılmış açılmış bir proje var bunu hayata geçirmek lazım. Türkiye’nin bu tür alternatifleri göz önüne alarak ama yönünü de değiştirmeden bu çalışmaları yapması ve devam ettirmesi lazım. Yeni hükümet geldiği zaman bu projeler askıya alınmamalı bugün baktığımız da Karadeniz Ekonomik İşbirliği ve kalkındırma projesinin şimdilerde unutulduğunu görüyoruz.

 M. Seren: 9 Kasım’ da yayınlanacak ilerleme raporunda belli başlı çekinceler sizce neler olacaktır?
R. Özdemir: Bu şartlarda Kıbrıs sorunu önümüze çıkar. Kıbrıs konusu bitmeyecek, bu kesin. Askeri siyasi konular çıkar. Bunları hükümetin yapması gerektiğini düşünüyorum. Önemli olan bizim yaptığımız çalışmalar. Türkiyesiz işin yürüyemeyeceğini onlar da biliyor. Bugün en basit şekilde söylersek nüfus gerilemesi var. Ekonomik gerilemeler var. Bunları dengelemek için birbirine ihtiyaç var. Amerikanın Çin’in alternatifi olmak istiyorsanız Türkiye’ye ihtiyaç var. Onun için biz kendi yapımızı anlatabilmeli ve böyle devam etmeliyiz. Kesinlikle Avrupa’ya gireceğiz diye yapmayalım. Türkiye’nin en büyük yanlışı olur. Alırsa alır almazsa kendi bileceği bir iş.. Ama alacak! Bizim için önemli olan girerken neleri vereceğimiz. Kendi benliğimizi kaybetmeden -tabii siz girmek istiyorsanız- almak ve kabul etmek zorunda kalacağınız kurallar olacaktır. Ancak bu demek değildir ki kendi benliğimizi kültürümüzü vereceğiz.

M. Seren: AB üye ülkeleri ile Türkiye’yi kıyasladığınız zaman en büyük eksiklik, ilk çözülmesi gereken konu hangi alandadır?
R. Özdemir: Siyasi reformlar. Siyasi reformlar olursa bir denge bir düzene oturtulur. Biraz önce vermiş olduğum Karadeniz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Projesi örneği gibi siyasi düzen yok. Yeni gelen, eskisini siliyor.. Hep sil baştan… Öyle olmaması lazım. Biz 2028 için büyük bir proje yapıyoruz. Güney ve Kuzey Hollanda bölgelerini birleştirip 2028 olimpiyatlarına adaylık için ön çalışmalara başladık. Bu ne demek? Vizyon demek.  Bizden sonra gelecek nesil, milletvekilleri, politikacılar vs o vizyonun üzerinde çalışmalar yapacaklar. Ama Türkiye’de ne oluyor? AK Parti gelir CHP gider DYP gelir o gidişat o vizyon bozulur. Yapılan inşaatın üzerine duvar örülmemesi gerek. En büyük eksikliktir. Dün buraya Belediyeler Birliği dolayısıyla gelen bir arkadaşımız vardı, onunla konuştuk. Sivas’ta baraj yapılacakmış.15 yıldır devam ediyormuş, 25 trilyon para yatırılmış. Bir iki trilyon daha gerekiyormuş bitmesi için.. “verelim” demişler. “Peki kanallar hazır mı” “Yok, o da hazır değil” Onun da yapılması 15 yıl daha sürecek .. “Peki bitse ne olacak” “Bu sefer de alanlar hazır değil sulayacak alan yok” demişler. Peki, bu ne demek oluyor? Olmayan alan için neden baraj yapılıyor? İşte vizyon eksikliği! Bir hükümetin başladığı çalışmayı diğer hükümet takip etmiyor, başlanılan çalışmaların devamı gelmiyor. Siyaset için de politika için de aynısı geçerlidir. Bunun acilen değişmesi ve farklı hükümetlerin aynı konularda birbirini takiben çalışmalar gerçekleştirmesi gerekmektedir. İstikrar sağlanmalıdır.

10.10.2006

Bu içerik 300 kere okunmuştur
 

Üye Alanı



Anketler

Türkiye Avrupa Birliği'ne Tam Üye olur mu ?

 

 

 


  Neticeler

E-Mail Bülteni