FRANSIZ MİLLİ MECLİSİNİN SÖZDE ERMENİ SOYKIRIM TASARISINI KABUL ETMESİ VE FRANSA’YA UYGULANACAK EKONOMİK BOYKOT
Aralık ayının son haftasında Noel tatiline girmeden hemen önce Fransız Milli Meclisi’nin sözde ermeni soykırımına inkar edenlere ağır para ve hapis cezası getirilmesini öngören tasarıyı 577 sandalyeli Fransız Meclisinde 38 oyla kabul etmesi; Kanuni ( Muhteşem ) Sultan Süleyman’ın Fransız Kralı zavallı Francois’ ı, Fransızların cephede tarih boyunca hep yenileceği ancak dansöz oyunlarıyla ince diplomasiyi kullanarak maalesef masa başında hep kazanmış sayılacağı esir düştüğü Almanlara karşı Kanuni’nin Şarlman’ ı tehdit etmesi sonucu Almanya’da esir tutulduğu hapishaneden kurtarmasıyla başlayan, daha sonra küçük Fransa ülkesine muhteşem Osmanlı İmparatorluğu topraklarında ekonomik imtiyazlar ( kapitülasyonlar ) tanımasıyla devam eden yaklaşık 500 yıllık Türk – Fransız işbirliği ve dostluğuna nihai darbeyi indirecektir.
Fransız Milli Meclisi’nin düşünce ve ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı hatta yasaklayıcı, anti demokratik bu kararı bir meclisin tarih yazması ve tarihçilerin tartışmasına, bilimsel fikir ve çalışmalarını diğer bilim adamları ile paylaşmasına engel olmakla kalmayacak bizim gibi siyasi tarih akademisyenlerini dinlemeden peşin olarak cezalandıracaktır. Ayrıca Voltaire’ lerin, Victor Hugo’ların, Jean Jacques Rousse’ ların Eşitlik-Özgürlük-Kardeşlik teması üzerine inşa edilen 1789 Fransız Devrimi’nin de bütün temel ilke ve felsefesini yok edecektir. Fransa bir yerde 500 yıllık Türk-Fransız işbirliğini dinamitlemekle kalmamakta aynı zamanda kendi tarihini de inkar etmektedir. Fransa’nın 1970-80’lerde Avrupa’da yüzlerce Türk diplomatın ermeni terör örgütü ASALA tarafından şehit edilmesini; Paris ve Fransa’nın Lyon, Marsilya gibi büyük şehirlerindeki Türk evleri ve THY ofislerinin Ermeni terör örgütü ASALA tarafından bombalanmasını hiçbir şekilde engellememesi, yakalanan teröristleri hemen serbest bırakması, ASALA teröristlerine lojistik ve enformasyon desteği sağlamaları üzerine Türk – Fransız futbol ve basketbol milli maçlarında atılan ermeni uşağı i..e Fransa sloganları bugün dahi yaşları 50 nin üzerinde olan neslin kulağında çınlamaktadır. Daha bunları unutmadan bu son karar ile Türk kamuoyunda Fransa’ya karşı oluşacak yeni dalga tepkinin etkisinden Sarkozy’nin korkması gerekmektedir. Yoksa bunun faturasını Fransa’da ilkbaharda yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybederek bizzat kendi ödeyeceği gibi ülkesi Fransa’ da ekonomik ve siyasal olarak ağır faturalar ödemeye hazır olmalıdır. Zaten Türkiye’nin AB ile tam üyelik müzakerelerinin 3 Ekim 2005 te başlamasından 1 sene sonra Sarkozy tam üyelikle ilgili 8 müzakere başlığının (chapter ) açılmasını veto etmeye başlamıştı. Bugün de hala bu başlıklar Sarkozy’nin aptalca inadı yüzünden açılmamaktadır. Aslen Macar Yahudisi olan ve çok büyük ihtimalle kanında Osmanlı akıncılarının genlerini barındıran, Cumhurbaşkanlığına çıkan siyasi kariyeri bu satırların yazarının da babasının NATO’da ki görevi münasebetiyle doğum yeri olan Neuilly-Sur-Seine Belediye Başkanlığından başlayan Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy birkaç ay sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde yeniden aday olacağını ilan etmiştir. Son 6 aydır Fransa’da yapılan kamuoyu yoklamalarında en az sevilen siyasetçi olarak seçilen ve Cumhurbaşkanlığı seçimindeki Sosyalist rakibinin 15 puan arkasında çıkan Sarkozy birkaç yüz bini bulan Ermeni oylarını kazanarak sosyalist rakibi ile arasındaki farkı azaltabilmeyi amaçlamaktadır. Bu yüzden T.C. Başbakanı’na yasa tasarının Meclise gelişini engelleme sözü vermesine rağmen sözünü tutmamış bilakis tasarının meclise gelişini el altından desteklemiştir. Konuyu kendisi ile görüşmek isteyen T.C. Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah GÜL’ ün 3 gün müddetle ısrarlı telefonlarına çıkmamış, suçunun yüzüne vurulmasından kaçmıştır. Esasen Sarkozy’nin liderliği döneminde Fransa ve AB tarihlerinin en büyük iktisadi sorunlarını yaşamaktadırlar. Sarkozy’nin bir kez daha seçimi kazanması imkansız gibidir. 2011 yılının ilkbaharında Fransa’da yapılan kamuoyu yoklamalarında 2012 ilkbaharında Fransa’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde en güçlü aday açık ara ile o tarihte IMF Başkanlığını yürüten Fransız Sosyalist partisinden Cumhurbaşkanı adaylığını resmen açıklayan Mösyö Strauss - Kahn çıkmıştır. Kahn’ ın oy yüzdesi neredeyse Sarkozy’ nin oy yüzdesini ikiye katlamıştı. Ancak bütün dünya medyasının yakından takip ettiği gibi Strauss – Kahn Fransa Cumhurbaşkanlığı’na adaylığını ilan ettiğinin hemen akabinde daha sonra mahkemece kabul edilen ve TV’lerde de gösterilen bir komployla tutuklanmış, IMF Başkanlığından istifa ettirilmiş ve Fransa Cumhurbaşkanlığı yarışını terk etmek zorunda kalmıştır. Daha sonra olayın Sarkozy’ nin yakın dostu olan ABD Başkanı Barak Hüseyin Obama’ nın bir komplosu olduğu ortaya çıkmış. Kahn kaldığı otelde gayri yasal olarak çalışan ABD’ de oturma ve çalışma izni olmayan Afrikalı bir göçmen kadına ABD derin devleti marifetiyle hapse atılma ve ABD’den çıkartılma tehdidi ile şantaj yapılarak Kahn’ nın kadına cinsel tacizde bulunduğu iddia ettirilmiştir. IMF Başkanı dokunulmazlığı olan bir diplomat ve dünyanın en saygıdeğer uluslararası örgütlerinden birinin başkanı olmasına rağmen hemen kelepçelenerek hakim karşısına geçirilmiş ve derhal tutuklama kararı verilmiş, davanın fotoğraf ve TV çekimleri ABD derin devleti tarafından bütün dünyaya servis edilerek IMF Başkanı ve 1 sene sonrasının Fransız Cumhurbaşkanının uluslararası popülaritesi sıfırlanmıştır. Daha sonra IMF Başkanlığından istifa etmesi ve milyon dolar mertebesinde çok büyük bir meblağ kefalet karşılığı ABD de zorunlu ikamet ve evinde gözaltı karşılığı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır. 2. Mahkemede sürpriz bir gelişme olmuş Afrikalı kaçak göçmen kadın her seferinde başka bir yalan uydurarak tutarsız, birbirleriyle çelişen ve bir öncekini yalanlayan beyanatlarının dürüst ABD savcılarının dikkatini çekmesi sonucu eski IMF Başkanı Kahn’ nın evinde gözaltı kaldırılarak ABD’yi terk etmesine müsaade edilmiştir. Bundan 3 ay sonra da otelin olayın geçtiği iddia edilen günkü video kayıtları çeşitli TV kanallarında gösterilmiş. Hiç böyle bir taciz olayı tespit edilmediği gibi bir yıl sonra Fransa Cumhurbaşkanlığının 1 numaralı adayı ve rakibi mevcut Cumhurbaşkanı Sarkozy’ nin kamuoyu yoklamalarında 2 kat fazla oy çıkan Staruss – Kahn’ nın otel odasından gayet normal bir şekilde çıktığı, resepsiyona kredi kartı ile hesabını ödeyip kapattığı bir taksiye binerek önce kızıyla öğle yemeğine gittiği sonra da Paris’e gitmek üzere havaalanına doğru yola çıktığı görüntülenmiştir. Otel kayıtlarında Kahn’ ın oteli terk ettikten yaklaşık 2 saat sonra yalan iddianın sahibi Afrikalı kaçak göçmen temizlikçi kadının 2 otel güvenlik görevlisi ile hararetli bir şekilde konuştukları daha sonra bu 2 görevlinin otelin bodrumuna inerek sevinç dansları yaptıkları ve telefonla bazı kişilerle görüştükleri otel kayıtlarına takılmıştır. Böylece ABD Başkanı Obama’ nın talimatıyla ABD derin devletinin tıpkı Kennedy kardeşleri ve ortak sevgilileri Marlyn Monro’yu ortadan kaldırdıkları gibi Obama’ nın yakın arkadaşı Sarkozy’ nin en büyük rakibini düzmece bir komployla saf dışı bırakışına dünya seyirci kalmıştır. Tabii bu komplo; ABD’nin en güçlü sivil toplum örgütleri ile medya ve finans kuruluşlarının Yahudiler tarafından idare edildiği, ABD Kongresinin’ de en etkili lobisinin Musevi lobisi olduğu, Sarkozy’ nin de Yahudi asıllı olduğu gerçeklikleri ile birlikte mütala edilmelidir.
Bu aşamada Türkiye’ nin yapması gereken; gerek Fransa iç politikasında gerek Türkiye – AB ilişkilerinde sürekli olarak Türkiye karşıtı politikaların en büyük destekçisi ve bizzat uygulayıcısı olan Sarkozy ve Fransa’ya karşı alınacak önlemleri toplumun geniş katmanlarının aktif katılımıyla belirleyip derhal uygulamaya koymasıdır. Öncelikle 1990’ ların sonunda Almanya’da başarıyla tatbik ettiğimiz stratejinin aynısı uygulanmalıdır. Almanya’da ki 1998 genel seçimlerinde Türkiye aleyhine sürekli politikalar üreten Alman Hıristiyan Birlik Partisi CDU/CSU Genel Başkanı ve Başbakan Helmuth Kohl’ a karşı T.C. topyekün saldırıya geçerek Almanya’da yaşayan sayıları sekizyüzbini aşan Türk asıllı Alman seçmenlerinin tamamının Alman Sosyal Demokrasi Partisi SPD’ ye oy vermeleri temin edilmiş. Türkiye ve Alman basınında Kohl aleyhinde büyük kampanyalar başlatılmıştır. Daha sonra CDU ve Kohl’ e seçimler ve başbakanlık kaybettirilmiş, yeni SPD hükümeti Türkiye ile AB’ ye tam üyelik müzakerelerinin açılması için Kohl’ün uyguladığı vetoyu kaldırmış ve AB’nin 1999 Helsinki Zirvesinde Türkiye resmen AB’ ye aday ülke ilan edilmiştir. Şimdi aynı strateji Sarkozy’ e karşı uygulanmalı Fransa’da oy kullanma hakkını elde etmiş olan Türk-Cezayir-Tunus-Lübnan ve Suriye asıllı Müslüman seçmenler üzerinde propaganda uygulanarak Yahudi asıllı Sarkozy’ e oy vermemeleri sağlanmalıdır. Fransa’ya karşı da ekonomik ambargoya başvurulmalıdır. Fransız firmalarının milli güvenlik gerekçesi ile başta savunma sanayi olmak üzere her türlü kamu ihalesine girmeleri yasaklanmaları, kamu alımlarından mahrum bırakılmalıdır. Ancak gerek 1970 tarihli Katma Protokol’ün gerekse 1995 tarihli Gümrük Birliği Anlaşmalarının 60 ve 61. Maddeleri ancak çok istisnai iktisadi özel şartların varlığı halinde malların serbest dolaşımının yüksek gümrük vergileri, ithalat yasaklamaları ve miktar kısıtlamaları ( kotalar ) yoluyla geçici ve makul bir süre engellenebileceğini onun dışında GB ( Gümrük Birliği ) kapsamında Türkiye ile AB ülkeleri arasında mal ticaretinin hiçbir şekilde engellenemeyeceği hükmünü içermektedir. Bu çok istisnai durumlarda ancak ve ancak ekonomik durumlardır. Yani Türkiye sözde ermeni soykırımı tasarısını protesto etmek gibi siyasi bir nedenle Fransız mallarının Türkiye’ye girmesine engel olamaz. O halde ne olacaktır. Bu mallar Türkiye topraklarına girecek ama satılamayacak ithalatçının veya Türkiye genel distiribütörünün elinde kalacaktır. Bunda en büyük rolü “Tüketiciler” ve “Tüketici Dernekleri” oynayacaktır. TOBB-TESK-TİSK-TÜSİAD-TBB gibi meslek odaları ile işçi ve işveren sendikaları, Tüketici Örgütleri ve medya ile işbirliği yaparak Fransız malları konularında kamuoyunu bilgilendirecekler, satın alınmayacak ve boykot edilecek malların isim, cins ve markaları her gün medya kanalıyla sürekli ilan edilecek ve tüketiciler de bu malları almayarak rafta kalmalarını sağlayacak dolayısıyla ithalatçıların bir daha Fransız mallarını ithal etmelerinin önüne geçilecektir. Bu ambargo Fransa’ya doğrudan ve dolaylı olarak senede 8 milyar dolar civarında büyük bir faturaya mal olacak, Fransız işadamlarının Sarkozy’nin yerine gelecek Hükümetlere yapacakları baskılarıyla da Fransa, Türkiye-AB arasındaki müzakere başlıklarına koyduğu vetoyu kaldırmaya ve sözde ermeni soykırımı iddialarının gündemden düşürülmesine mecbur olacaktır. Yalnız Fransa’ya uygulanacak ekonomik ambargo konusunda hassas bir nokta vardır. Bu da Bursa’ da kurulu OYAK-RENO Otomobil firmasının durumudur. 1967’ de Ordu Yardımlaşma Kurumu OYAK Türkiye’nin ilk yerli otomobil firmasını kurmak üzere İsveçli Volvo ile görüşmeye başlamıştı ancak Nordik ( kuzeyli ) bir ülke olan İsveçlilerin soğuk ve mesafeli yaklaşımları OYAK’ a 2 sene kaybettirdi. Bu arada Koç Holding Akdenizli sıcak kanlı İtalyan otomobil firması Fiat’ la Murat 124 ü, ABD orijinli İngiltere’de üretim yapan Ford’la da Anadol otomobillerini Türkiye’ de üretime başlamıştı. Bunun üzerine OYAK İtalya’ dan başka bir Akdeniz ülkesi olan Fransız RENO ( orijinal yazılışı Renault ) firması ile Türkiye’ de Reno 12 arabasını üretmeye başlamıştı. Türkiye ve OYAK’ın mali zarara uğramamaları ve istihdam kaybı olmaması için Reno fabrikası Fas-Cezayir-Tunus gibi Magrep veya Suriye-Lübnan gibi eski Fransız sömürgeleri olan Maşrek ülkelerine satılması ve fabrikanın sökülerek bu eski Fransız sömürgelerinden birine taşınması sağlanmalıdır. Karşılığında elde edilecek gelirle OYAK, Avrupa’ dan Fransa hariç başka bir ülkenin veya Uzakdoğu ülkelerinden birinin otomobillerini üretmeye başlamalıdır. Böylece hem yedek parça ve teknoloji bakımından Fransa’ ya bağımlılık ortadan kalkacak hem de Mercedes, BMW, İbiza, Volvo, Saab ve henüz Türkiye’de üretilmeyen Japon-Kore-Çin gibi Uzakdoğu ülkelerinin Dünya otomobil piyasasında Reno’ dan çok daha rekabetçi markaları Türkiye’ de üretilmeye başlanacaktır.
Dr. Uğur Özgöker
İstanbul AB Çalışmaları Derneği Başkan Vekili, Tüketiciler Derneği AB ve Rekabet Komisyonu Başkanı, İstanbul Girişimci İşadamları Derneği ( İGİAD ) ve Rekabet Derneği İstanbul Şubesi Genel Sekreteri
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Bu içerik 157 kere okunmuştur
Temel Belgeler
Duyurular
- TÜRKİYE AVRUPA VAKFI - AVRUPA GÜNÜ BİLDİRİSİ
- Avrupa Koleji Yüksek Lisans Burs Programı 2012-2013 Akademik Yılı Ön Eleme Listesi Belirlendi
- Avrupa Koleji Yüksek Lisans Burs Programı Mülâkat Tarihleri Belirlendi
- TÜRKİYE AVRUPA VAKFI’NIN AVRUPA PARLAMENTOSU’NUN 2012 TÜRKİYE TAVSİYE KARARINA İLİŞKİN AÇIKLAMASI
- TÜRKİYE AVRUPA VAKFI - ADRES DEĞİŞİKLİĞİ









