1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>


BANKALARIN REKABETİ İHLAL VE TÜKETİCİYİ İSTİSMAR ETMELERİ

PDF Yazdır E-posta

BANKALARIN  REKABETİ İHLAL VE TÜKETİCİYİ İSTİSMAR ETMELERİ

Rekabet Kurulu geçenlerde on binlerce üyesi bulunan Tüketici Derneklerinin  kanuni ve Israrlı şikayetleri sonucu Bankalara rekabeti ihlal etmelerinden ötürü çok haklı bir soruşturma açtı daha önce de promosyonlar konusunda gizli anlaşma (4054 sayılı RKHK’ da belirtildiği şekliyle uyumlu eylem – concerted practice ) yaptıklarını tespit ettiği için bankalara ceza vermişti. Ancak tüccarın – esnafın – sanayicinin ve özellikle milyonlarca bireysel tüketicinin sırtından haksız yere  muazzam paralar kazanan bankalar için Rekabet Kurulu’nun verdiği, bankaların cirosu ve muazzam karlarının karşısında ihmal edilecek hatta yok denecek kadar az bu idari para cezaları bankaların rekabeti ihlal etmesi ve bireysel tüketiciyi sürekli istismar etmesine engel olmamaktadır. Rekabeti ihlal ederek on milyarlarca lira haksız para kazanan bankalar birkaç bin TL mertebesindeki rekabet cezalarını sadaka niyetine ödeyerek rekabeti bozmaya, işadamı-tüccar-sanayici-esnaf ve milyonlarca tüketiciyi istismar etmeye devam etmektedirler.

“Rekabet” mal ve hizmet piyasasında kaliteyi ve teknik gelişmeyi artıran maliyet ve fiyatları düşüren en etkili iktisadi enstürümandır. Rekabet ortadan kalktığı zaman mal ve hizmet tedarikçileri kaliteyi düşürürler, teknik gelişmeyi engellerler, fiyatları haksız ve fahiş bir şekilde arttırırlar. İşte Türkiye’de bankalar piyasada rekabeti bozan en önemli ekonomi kurumlarıdır.  Bankalar ve para piyasası muhakkak kanunla düzenlenmeli ve sürekli denetlenmelidir.

Türkiye’ de para piyasalarının kanunla denetlenmeleri ve piyasa aktörlerinin kanunları ihlal etmesi durumunda derhal müdahale edip yasal ve meşru müeyyideler uygulama yetkisine haiz siyasal iktidarın sübjektif talimatlarına karşı iktidardan bağımsız objektif kararlar alabilen Bağımsız İdari Otoritelerin ( BİO ) ( halk arasında yaygın kullanılan tabiriyle  Üst Kurullar ) Türk idare sistemine girmeleri bundan 30 sene önce gene para piyasalarındaki başıbozukluk-denetimsizlik ve vatandaşın istismarı üzerine 1982’ de “Bankerler Faciası” ile başlamıştır.  Bir gün önce odacı-kapıcı-şöför olanların bir gün sonra banker olup vatandaşın parasını toplayıp sonra batırması ve nihayet Banker Kastelli’ nin piyasadan topladığı fonlarla yurtdışına kaçması sonucu Maliye Bakanı Kaya Erdem o zamanki yürütme organı olan  Milli Güvenlik Konseyi tarafından görevinden derhal azledilmiş, onu korumak isteyen sonradan Türkiye’nin kaderine hükmedecek olan ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgut Özal da istifa etmek zorunda kalmıştır. Bir daha böyle hukuksuz, vatandaşın dişinden tırnağından arttırdığı, emekli ikramiyesini yatırdığı, altınlarını ve babadan kalan memalikini tasfiye ederek parasını ne idüğü bilinmez, tahsili olmayan, iş bilgisi ve mesleki tecrübesi bulunmayan bir gün önce bir iş hanında hamal veya çaycı olarak çalışan bir vatandaşın bir gün sonra aynı handa saygıdeğer bir banker olarak ortaya çıkarak vatandaşın parasını toplayıp sonradan ortadan yok olmasını engellemek ve bankaların dışında dönen para piyasasını düzenlemek ve denetlemek üzere o tarihte yasama organı olarak görev yapan Danışma Meclisi'nce Sermaye Piyasası Kanunu çıkartılmış ve kanunu uygulamaktan sorumlu Sermaye  Piyasası Kurulu ( SPK ) Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ilk bağımsız idari otoritesi veya diğer bir ifadeyle ilk “Üst Kurul” olarak kurulmuştur.

1995 yılında AB ile Gümrük Birliği ( GB ) oluştururken AB Türkiye’den Özelleştirme – Rekabetin-Tüketicinin-Fikri ve Sınai Mülkiyetin Korunması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını istemiş hatta zorunlu tutmuş, eğer bu yasal düzenlemeler yapılmazsa GB’ nin oluşturulmayacağını söylemiştir. Görevdeki Tansu Çiller hükümeti de isteksiz de olsa 4046 sayılı Özelleştirme Kanunu’nu, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunu ( 1982 Anayasasının amir hükmü olmasına rağmen Bankalar ve Tekel niteliğindeki büyük sermayenin hükümetler üzerindeki baskısıyla bir türlü hayata geçirilmemişti. ) , 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Kanunu’nu çıkartmış ve bunları uygulamaktan sorumlu Özelleştirme İdaresi, Rekabet Kurumu ve Türk Patent Enstitüsü ( TPE ) kurulmuştur. Sanayi-Ticaret, DPT , Hazine ve Dış Ticaret, Gümrük Müsteşarlıkları ile Kültür Bakanlığı bünyesinde de idari düzenlemeler yapılmıştır. Yani Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının amir hükmü olan “Devlet Mal ve Hizmet Piyasalarında Kartelleşmeyi, Tekelleşmeyi Önler ve Rekabeti Korur”  maddesi bizzat Devlet tarafında ihlal ve ihmal edilmiş 13 sene Anayasa hükmü  banka ve büyük holdinglerin siyasal iktidar üzerindeki baskılarıyla  uygulanamamıştır. Herhalde Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu olayın başka bir benzeri yoktur. T.C. Anayasasının T.C. yasama ve yürütme organlarına verdiği bu görev ancak ve ancak AVRUPA BİRLİĞİ’ nin Türkiye’ ye dayatmasıyla mümkün olabilmiştir. Yüce Atatürk döneminde Cumhuriyetin kendi arzu ve iradesiyle gerçekleştirdiği Devrimlerden sonra maalesef Tanzimat dönemine dönülmüş ve yenilikler kendi özgür irademiz dışında tekrardan batılı devletlerin empozesi zoruyla yapılmaya başlanmıştır.

Sermaye piyasaları zapt-u rapt altına alındıktan sonra güya Maliye Bakanlığı ve Hazine’nin sürekli denetimine tabi olan bankaların sahiplerince hortumlanması, sene sonunda açıklanması gerekli banka bilançolarının 6-7 ay sonra yayınlanması, büyük holdinglerin çoğunluk hissesini ve yönetimlerini elinde tuttukları bankaları kendi bakkal dükkanları gibi idare etmeleri ve rahmetli Ecevit’in Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz’la oluşturduğu koalisyon hükümetinin Cumhurbaşkanının Başbakan’a Anayasa fırlatması ile başlayan siyasal krizi iyi yönetememesi ayrıca makro ekonomi yönetimindeki beceriksizlik, MHP payına düşen ekonomi ile ilgili hayati öneme sahip devlet kurumlarına çok yeteneksiz ve yetersiz bürokratlar atanması ve bu yazının konusu olmayan ABD’ nin Büyük Ortadoğu Projesi ( BOP ) ve  aynı proje kapsamında ABD derin devletince tezgahlanan 9 / 11 ( nine/eleven ) düzmece saldırıları gibi bazı dış siyasal olayların bölge hükümetlerini dönüştürme ve ABD güdümlü yeni siyasal iktidarları işbaşına getirme planları sonucu 2001 yılında Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizine girmiştir. Krizden kurtulmak için hükümet, Dünya Bankası ve IMF’ den mali yardım talep etmiştir. Dünya Bankası  ( DB ) mali yardım sağlamak için başta Bankacılık sektörü olmak üzere enerji, tütün-alkollü içkiler-şeker gibi bazı önemli piyasaların kanunla düzenlenmesini ve denetlenmesini zorunlu tutmuş ve makro ekonomik politikaları yönetmek üzere Dünya Bankası Başkan Yardımcısı Kemal  Derviş sömürge valisi yetkileriyle Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı olarak DB tarafından Türkiye’ye atanmıştır. ( !!!!! ) Yani bir nevi Düyunu Umumiye’ ye geri dönülmüştür. Dünya Bankası ve IMF’ in direktifleri doğrultusunda 2001 yılında bankacılık piyasasını düzenlemek ve denetlemek için kurulan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ( BDDK ) önce hortumlanan bankalara el koymuş, bir kısmı tasfiye edilerek kapatılmış, bir kısmı başka bankalarla birleştirilmiş, bir kısmının yönetimi değiştirilerek mali ve idari yapısı rehabilite edilerek tekrar piyasaya kazandırılmıştır. BDDK göreve çok hızlı başlamış bankacılık piyasasını başarıyla düzene sokmuştur.

BDDK bankaların yönetim ve mali yapısını denetleyip yasalara uymayanları cezalandırırken,  Rekabet Kurumu’ da bankaları Rekabet kurallarına uyup uymadığı açısından denetlemekte ve piyasayı başıboş bırakmayıp, bankacıların bireysel tüketicileri;  kredi kart aidatları, vadesiz tasarruf hesapları sahiplerine faiz tahakkuk ettirilmediği gibi üstüne üslük bir de hesap işletim ücreti altında para kesmeleri, kredi kartı borçlarına bileşik faiz uygulamaları, yüksek bireysel tüketici faizleri, tüketici kredilerinde zorunlu yapılan sigortalar, banka işlemlerinde faiz dışı birçok çeşitli adlar altında alınan haksız ve fahiş harç ve komisyonlar vb gibi konularda istismar etmelerini önlenmeye çalışmaktadırlar. İhlal ve istismarda israrlı olan bankaları da cezalandırmaktadırlar.

Rekabet Kurulu,  Japon Rekabet Kurumu  ( Japan Fair Trade  Commission) Başkanı’nın bu satırların yazarı tarafından 1988’ de İstanbul’da düzenlenen  1. Uluslararası Rekabet Sempozyumunda yaptığı konuşmada verdiği tavsiye üzerine ilk yıllarda rekabeti ihlal eden teşebbüslere bir müddet hiç ya da çok az oranda ceza tatbik etmiştir. 4054 sayılı RKHK Rekabet Kurulu’na rekabeti ihlal eden teşebbüslere karşı bir önceki yılın cirosunun % 10’una kadar idari para cezası verilmesini öngörmüşken Rekabet Kurulu cezalandırmak değil, firmaları bilgilendirmek, eğitmek ve piyasaları düzeltmek için ancak teşebbüslerin bir önceki yıl cirolarının % 1 ila % 3 arasında bir para cezası vermiştir. Ancak artık aradan geçen 15 yıldan sonra Rekabet kuralları bütün teşebbüsler hatta bireysel tüketiciler tarafından öğrenildiği, Türkiye’ de “REKABET KÜLTÜRÜ” tam olarak yerleştiği için bundan sonra Rekabet Kurulu, rekabeti ihlal eden teşebbüslere özellikle bünyelerinde çok sayıda hukuk müşaviri, avukat, danışman, uzman  istihdam eden, kanunları çok iyi bilen büyük holding ve bankalara 4054 sayılı RKHK’ nu bilerek ihlal ettikleri ve bu ihlalden on milyarlarca lira haksız kazanç elde ettikleri, milyonlarca bireysel tüketiciyi bilinçli olarak istismar ederek sömürdükleri için cirolarının % 10’ u oranında rekabet cezalarına karar vermelidir.  Bireysel tüketiciler, tüketici örgütleri  ve rekabet savunucuları ( competition advocacy ) olarak bunu Rekabet Kurulundan talep ediyoruz.

 

Dr. Uğur ÖZGÖKER

Rekabet Derneği İstanbul Şubesi Genel Sekreteri

Tüketiciler Derneği AB ve Rekabet Komisyonu Başkanı

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Bu içerik 233 kere okunmuştur
 

Üye Alanı



Anketler

Türkiye Avrupa Birliği'ne Tam Üye olur mu ?

 

 

 


  Neticeler

E-Mail Bülteni