1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>


Erdoğan'ın Doğu ve Batı arasındaki denge oyunu

PDF Yazdır E-posta

Batı, son dönemlerde Türkiye’nin müslüman komşularına yönelmesinden endişe ediyordu. Ancak Suriye olayı, Erdoğan’a güvenilebileceğini gösteriyor

Türkiye son haftalarda Batı, Araplar ve Türkler tarafından oluşturulan, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı istifaya zorlayacak ortak politikanın en aktif üyesi hâline geldi.
Bu durum, Türk politikasında çok net bir U-dönüş yaşandığına işaret ediyor zira Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hükûmeti, son iki yıl zarfında, komşu Suriye ile iyi ilişkiler oluşturmak için hiçbir zahmetten kaçınmamıştı.

Türkiye’nin, Esad rejiminin başlıca destekçisi olan ve Türkiye tarafından da Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun komşularla “sıfır sorun politikası” çizgisi çerçevesinde ihtimam gösterdiği İran ile ilişkileri de Suriye konusundaki tutum değişikliği nedeniyle, önemli ölçüde zorlaşmıştır.

Bu yeni gerilimler çerçevesinde, daha birkaç ay öncesine kadar önde gelen ABD’li politikacıların ihanete uğradıklarını düşündükleri Türkiye’ye, ne kadar öfke duydukları hatırlanmalı.

Türkiye’nin, dış siyasette yeni bir yön belirleyerek Müslüman Orta Doğu’ya yaklaştığı ve Batı dünyasından uzaklaştığını düşünen bu kesim, ülkenin bir yandan İsrail ile ilişkileri kötüleşirken, öte yandan İran ve Suriye ile iyi ilişkiler kurmasının da bunun bir göstergesi olduğu kanaatindeydiler.

Türkiye-İsrail ve Türkiye-Amerika ilişkileri arasındaki farkı göremeyen ya da görmek istemeyen siyaset arenasındaki birçok karar verici ve siyaset uzmanı, İsrail’in Gazze ablukasının Erdoğan tarafından kınanmasını doğru okuyamayarak, bunun yalnızca İsrail ile değil, aynı zamanda Batı ile ilişkilerin kötüleşmesi pahasına Arap devletlerine göz kırpma çabası olarak değerlendirdiler.

Türkiye’nin, büyük Batılı güçler ile İran arasında uranyum stokları konusunda ara buluculuk yapma girişimi, Batı tarafından takdir edilmedi. Gerçekte ise söz konusu çabalar tam da meyvelerini vermek üzereyken ABD tarafından boşa çıkarılmıştı.

Türkiye’nin bunun akabinde aldığı, BM nezdinde İran’a karşı yeni yaptırımları reddetme kararı da ülkenin “İslami” dış politikaya yönelişinin bir başka kanıtı olarak değerlendirildi.

ABD’de ise endişeyle, Türkiye’nin Batı ile olduğu kadar Müslüman Orta Doğu ülkeleriyle de iyi ilişkiler için çaba harcamasının, Türkiye için bir çelişki oluşturduğu ve Ankara’nın Müslüman komşularıyla ilişkilerini iyileştirme kararının, evvela AKP iktidarı tarafından önemsenen dinî ve ideolojik nedenler üzerine kurulu olduğu tahminleri yapıldı.

Türkiye’nin İran’la son dönemde gerilen ilişkileri, bu varsayımların yanılgı olduğunu kanıtlıyor ve Türkiye’nin, ideolojik olmaktan ziyade kendi ulusal çıkarları doğrultusunda bir dış siyaset izlediği sonucuna vardırıyor.

Başta Türkiye ile İran arasında, Esad muhalifleri ile ilgili farklı tutumlardan dolayı anlaşmazlık yaşanmıştı. İran tamamen Esad rejimini desteklerken, Türkiye baştaki tereddüdünün ardından Esad karşıtlarının arkasında yer alarak, Suriye’den kaçan mültecilere ve firari askerlere sığınma olanağı tanıdı.

Hatta Türkiye bir adım daha da ileri giderek, bölünmüş Suriye muhalefetinin kendi topraklarında bir araya gelmesini sağlayarak, onları Esad rejimine karşı ortak bir cephe oluşturması ve inandırıcı bir seçenek geliştirmesi yönünde destekledi.

Türkiye’nin, Suriye konusundaki tutumunu değiştirerek Batılı lider güçlerle ortak hareket etme kararı almasının iki nedeni var: Birincisi, kendi meşruiyetini önemli oranda demokratik inandırıcılık üzerine kurduğu göz önüne alınan AKP iktidarının, Suriye’deki demokrasi hareketine karşıt olarak görünmeyi göze alamayacak olması.

İkincisi ise Erdoğan hükûmetinin, Esad rejiminin başarısızlığa uğramasının kaçınılmaz olduğunu anlar anlamaz, Türkiye açısından stratejik öneme sahip Suriye’de gelecekteki çıkarlarını güvence altına alma niyeti -İran ile ilişkiler pahasına da olsa-.

Türkiye’nin “ihanetinden” dolayı İran tarafından duyulan rahatsızlık, Erdoğan hükûmetinin Malatya’da -İran’dan gelecek füzelere karşı- NATO füze savunma sistemi kapsamında, bir erken uyarı radarı inşa etme kararı almasıyla daha da artmıştır.

NATO sisteminin, İran’ın İsrail’e gözdağı vermesini etkisizleştirdiği ve İsrail ya da ABD tarafından İran’ın nükleer tesislerine saldırı olasılığını artırdığını düşünen İranlı yöneticiler, hatta Türkiye'yi uyararak Batılı devletlerin İran’a saldırması hâlinde, misilleme yapılacak ilk hedefin Malatya’daki erken uyarı radarı olacağını açıkladı.

Gerçekte ise İsrail, İran’ın füze hareketlerini izleyebileceği çok sayıda başka olanağa sahiptir. Bu yüzden İran’ın tehdidinin, daha ziyade Türkiye karşısında duyduğu rahatsızlıktan kaynaklandığı düşünülüyor.

İran ile Türkiye arasındaki gerilim, üç önemli gerçeğe ışık tutuyor: Birincisi, Arap baharı ve özellikle Suriye’de patlak veren isyanın, iki taraf arasındaki Orta Doğu ve Arap dünyasında etkili olma yolundaki rekabetlerini gözler önüne sermesi. İkincisi, Türkiye’nin Doğu’ya yönelmesinin ideolojik ya da dinî nedenlere değil, aksine stratejik ve ekonomiye dayalı sağlam hesaplara dayanması; bu doğrultuda Türkiye politikalarını, belirsizlik yaşayan Orta Doğu'daki gelişmelerin gidişatına göre uyarlayacaktır. Üçüncüsü ve sonuncusu ise Türkiye'nin, NATO ve özellikle ABD'yi, şüpheli olan çıkarlar uğruna İran'a feda edemeyecek kadar fazla stratejik ilişkilere yatırım yapmış olmasıdır.

Ancak bu, Türkiye’nin -soğuk savaş dönemi ve onu takip eden yıllarda olduğu gibi- ABD ve müttefikleriyle, yeniden geleneksel stratejik bağımlılık ilişkisine gireceği anlamına da gelmemektedir.

AKP hükûmeti, ülkenin stratejik özerkliğinden ve Orta Doğu’da daha güçlü faaliyet göstermesinden yükümlüdür. Ancak hükûmet böylesi bir siyasetin, NATO ve ABD ile ilişkiler pahasına da olmaması gerektiğinin de bilincinde. Türkiye, Batı ile eskiye dayanan ilişkilerini ayakta tutmak ve aynı zamanda Müslüman komşularıyla da yeni ilişkiler inşa etmek şeklindeki karmaşık ve zorlu çabalar uğraşında. Türk yönetimi, iki taraftaki nüfuzunu en iyi şekilde koruma ve artırmanın yolunun, iki tarafla da iyi ilişkilerden geçtiğini idrak etmiş bulunuyor.

Die Welt-11 Ocak 2012

ABHaber, 16.01.2012Bu içerik 76 kere okunmuştur
 

Üye Alanı



Anketler

Türkiye Avrupa Birliği'ne Tam Üye olur mu ?

 

 

 


  Neticeler

E-Mail Bülteni