Birleşik Krallık’la yeni dönem
Beril DEDEOĞLU
Birleşik Krallık Başbakanı David Cameron’un göreve gelmesi sonrasında ikinci yurt dışı ziyaretini Türkiye’ye gerçekleştirmesi kendi başına bir gösterge; dile getirdikleri ise ayrıca üzerinde durmayı gerekli kılıyor.
Başbakanın ilk ziyaretlerini üyesi olduğu AB’nin başkentlerine yapmak yerine önce ABD ardından Türkiye’ye yapması hükümetin dış politika önceliklerini gösteriyor. Belki AB “evin içi” olarak görülüyordur ve dış gezi kapsamında Avrupa başkentleri listeye girmiyordur. Ancak Camerun’un Türkiye ziyareti sırasında söyledikleri, AB’yi o kadar da ailesi gibi görmediğini düşündürüyor.
ABD ve Türkiye ziyaretlerinin art arda yapılması, Birleşik Krallığın başını AB sorunlarına gömülü tutarak küresel düzeyde yitirdiği etkinliğini yeniden kazanma arzusunun göstergesi. Anlaşılan o ki, ülkenin tarihsel dünya gücü rolünün aşınmasında Avrupalı ortaklarının etkisi olduğu düşünülüyor ve bugün AB’yi peşine takarak yeniden bu rolü üstlenmeye hazırlanıyor. AB’nin Fransa ve Almanya gibi Türkiye üyeliğine karşı çıkan üyelerinin AB ortak politikaları çerçevesinde Birleşik Krallığı da kızdıran bir dizi itirazları oluyor. Bununla birlikte, Birleşik Krallığın esas sıkıntı duyduğu konu, Türkiye’nin dışarıda tutulma çabası neticesinde AB’nin kendi kendisini çevrelemiş olması.
Türkiye’nin Irak, Suriye, İran ve Kafkasya ülkelerinde, hatta Lübnan, Ürdün ve İsrail ile Gazze’de ABD ile, Orta Asya’da da Rusya ile çalışması, AB’nin bu bölgedeki varlığını zorlarken Birleşik Krallığın hareket imkanını da sınırlıyor. Öte yandan Fransa Kuzey Afrika açılımına yeniden güç kazandırmaya uğraşırken ve Almanya Rusya ile ilişkilerini geliştirmeye çaba harcarken Birleşik Krallık iki misli çevrelenmiş oluyor. Bu durumun kayıplarını ekonomik olarak da fazlasıyla hisseden Birleşik Krallık, Bush döneminde ABD’nin yanına yapışıp bu ülkenin yaptığı hataları mislisiyle yaparak daha da büyük bir etki yitimine uğramıştı.
Bugün, Obama yönetimine yapışmak yerine klasik stratejik ortaklık içinde yeniden düzenlenen bir ilişki söz konusu. Hal böyle olunca, ABD’nin Ortadoğu, Kafkasya hattında en güvenilir stratejik ortak olarak ilan ettiği Türkiye ile de stratejik ittifakı derinleştirme girişimi anlamlı. Türkiye-Birleşik Krallık yakınlaşmasının taraflara olacak katkısı ise, basite indirgendiğinde şöyle ifade edilebilir. Birleşik Krallık, Türkiye ile ya da Türkiye üzerinden Ortadoğu-Kafkasya hattına siyaseten eklemlenmeyi umuyor. Bu çerçevede Cameron’un Ankara ziyareti sırasında Türkiye’nin dış politikasında önem verdiği konularda, mesela Gazze izolasyonunda, aynen Türkiye gibi düşündüğünü açıkladı. Bu, dış politika yaklaşımları açısından bir uyum bulunduğu ve stratejik olarak meselelere benzer biçimde bakıldığını ima etmekti.
Türkiye ise Birleşik Krallık ile ya da bu ülke üzerinden AB’ye eklemlenmek istiyor. Bu çerçevede karşılaşan sorunların başında Fransa ve Almanya’nın itirazları var ve Türkiye’nin talebi bu ülkelerin ikna edilmesi. Birleşik Krallık zaten Türkiye’nin AB üyeliğinden yana olduğundan Fransa ve Almanya’ya baskı yapılması konusunda ayrıca ikna edilmeye muhtaç değil.
Hiç fena gözükmeyen bir yakınlaşma ortamı söz konusu olsa da, Birleşik Krallık ile ilişkilerde her daim çok temkinli olmak gerekir, zira bu ülke çok sayıda oyuncuyu aynı anda idare edebilme kapasitesine yüzyıllardır sahip. Bu nedenle Birleşik Krallığın küresel açılıma yönelik taleplerinin karşılığı olarak AB ülkelerinin iknası kadar Kıbrıs da konu edilmeli ve burada vereceği sınavın sonucuna göre kapı yavaşça aralanmalı. Ne de olsa Kıbrıs sorununun esas jönü bu ülke.
Star, 30.07.2010
Temel Belgeler
Duyurular
- TÜRKİYE AVRUPA VAKFI - ADRES DEĞİŞİKLİĞİ
- AVRUPA KOLEJİ BAŞVURULARI-SON TARİH 2 MART
- 2012-2013 AKADEMİK YILI JEAN MONNET BURS BAŞVURULARI BAŞLAMIŞTIR
- TÜRKİYE AVRUPA VAKFI’NIN AVRUPA BİRLİĞİ KOMİSYONU 2011 YILI TÜRKİYE İLERLEME RAPORU HAKKINDAKİ AÇIKLAMASI
- NANCY ÜNİVERSİTESİ (CEU) AB Araştırmaları Master Programı









