AB ile karşılaştırmalar
MAHFİ EĞİLMEZ
Hafta içinde Hazine Yıllık Kamu Borç Yönetimi Raporunu yayımladı. Raporun, bilimsel bir broşür niteliği taşıması nedeniyle gazete sütununa taşınabilecek bölümleri oldukça az. Bunlardan güncel açıdan en önemlisinin AB ülkelerindeki kamu kesimi borç yükü karşılaştırmalarını gösteren tablo olduğunu söyleyebilirim.
AB ülkeleriyle karşılaştırmada kullanılan hesaplamayla bakacak olursak (ki buna AB tanımlı genel yönetim nominal borç yükü adı veriliyor) borç yükümüzün yüzde 46 olduğunu görüyoruz.
Raporda yer alan ülkeler arası borç stoku ve yükü karşılaştırmaları tablosuna bakılacak olursa Türkiye’nin 2009 yılında gerçekleşen kamu kesimi borç yükünün yüzde 74 dolayında olan AB ortalamasının oldukça altında olduğu görülüyor. İtalya (yüzde 116) ve Yunanistan’ın (yüzde 115) borç yüklerinin denetim dışı bir durum aldığı tablonun açıkça ortaya koyduğu bir görüntü. Yine aynı tablodan Macaristan, Portekiz, İngiltere ve İrlanda’nın 2005 yılındaki borç yükleriyle karşılaştırıldığında borç yükü hızla bozulan ekonomiler olarak göze çarptığı ortaya çıkıyor. Durumu en hızlı bozulmuş ekonomi ise İrlanda. 2005 yılında yüzde 28 gibi son derecede düşük bir kamu borç yükü taşıyan İrlanda’da bu oran 2009 sonunda yüzde 64’e fırlamış bulunuyor.
Düne kadar herkese hızlı gelişme dersi veren İrlanda’nın bu duruma düşmesi ilginç. 2005 yılından 2009 yılına karşılaştırma yaptığımızda bu dönemde borç yükü azalan iki ülkeden birisi Türkiye öteki de İsveç. Kriz sürecinde borç yükünü denetleyebilmiş olmak Türkiye için önemli bir üstünlük sağlıyor. Buna karşılık Türkiye’nin rakibi konumundaki AB üyesi ülkelerde borç yükü düşük (Çek Cumhuriyeti yüzde 35, Slovenya yüzde 36, Slovakya yüzde 36, Romanya yüzde 24, Bulgaristan yüzde 15). Genel olarak yeni yükselen piyasa ekonomilerinde borç yükünün bize göre düşük olduğu düşünülürse AB için yeterli görünen borç yükümüzü biraz daha düşürmekte yarar olduğunu söylememiz gerekiyor.
Yayımlanan bir başka rapor Eurostat ve OECD işbirliğiyle yürütülen bir çalışmanın sonuçları. Bu çalışma satınalma gücü paritesi esas alınarak 27 AB üyesi, 3 AB’ye aday ülke, 3 EFTA üyesi ülke ve 4 Balkan ülkesini, yani toplam 37 ülkeyi kapsayacak şekilde yapılmış bulunuyor. AB üyesi 27 ülkenin ortalaması 100 olarak alınıyor ve bunun üzerindekiler ve altındakiler belirleniyor. Bu çalışmaya göre satınalma gücü paritesiyle hesaplandığında kişi başına GSYH’sı en yüksek olan ekonomi Lüksemburg (268.) Yani ortalama bir Avrupalı 100 birim gelire sahip iken bir Lüksemburglu 268 birim gelire sahip bulunuyor. Bireysel zenginlik yani kişi başına gelir sıralamasında Lüksemburg’u Norveç (177), İsviçre (144) İrlanda (131) ve Hollanda (130) izliyor. İrlanda’nın krize ve borç yükündeki artışa karşın bireysel açıdan Avrupa’nın en zengin ekonomilerinden birisi olmaya devam etmesi ilginç. Avrupa’nın üç büyükleri ise daha alt sıralarda yer alıyorlar (İngiltere 117, Almanya 116 ve Fransa 107.) Ortalamanın hemen altında iki ekonomi var: Kıbrıs Rum Kesimi (98) ve Yunanistan (95.) Yunanistan’ın da krize karşın halen burada yer alması ilginç. Sanırım 2010 yılında Yunanistan geriye düşecek. Sıralamanın en altında Balkan ülkeleri yer alıyor: Arnavutluk (27), Bosna Hersek (30), Makedonya (35.) Türkiye (46) alt orta sıralarda bulunuyor.
27’si AB üyesi konumunda olan bu 37 ülke aslında Avrupa coğrafyasının tam yansımasını veriyor. Ve bu yansımada bölgeler arasında ciddi gelir farkları görünüyor. Kişi başına en yüksek gelir olan 268 birim ile en düşük geliri yansıtan 27 birim arasında on misli fark var. Türkiye, 37 ekonomiyi kapsayan Avrupa’da GSYH büyüklüğü itibariyle 6. büyük ekonomi olmasına karşılık kişi başına gelir itibariyle 29. sırada yer alıyor. Yani ekonomisi zengin ama bireyleri fakir bir ülke Türkiye. Neyse ki borcu fazla değil.
Radikal, 27.06.2010









