1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>


Neue Zürcher Zeitung:Sonsuz aday ülke Türkiye’de kadın erkek eşitliği büyük bir sorun

PDF Yazdır E-posta

İsviçre’de yayımlan Neue Zürcher Zeitung gazetesi Türkiye’de kadın erkek eşitliğinin büyük bir sorun olduğuna dikkati çekerek, Türkiye’nin Avrupa ve Orta Asya'da kadınların en düşük istihdam oranına sahip olduğu ülke konumunda olduğunu yazdı. Gazetenin haberinde şunlar kaydedildi:

Türk toplumunda kadınların konumu özellikle de ekonomik bir sorun. Avrupa ve Orta Asya'nın hiçbir ülkesinde çalışma hayatında kadınların oranı bu kadar düşük değil.

Türkiye ve kadın hakları: Bu konu, Doğu ile Batı arasında yer alan Türkiye'nin toplumsal yapısı söz konusu olduğunda, onlarca yıl öfke yarattı. AB de son ilerleme raporunda, "sonsuz" aday ülkenin kanayan yarasına bir kez daha parmak bastı. Raporda; kadınlara uygulanan şiddetin, namus cinayetlerinin ve çocuk yaşta zorla evlendirmelerin hâlen büyük bir sorun oluşturduğu konusunda uyarıda bulunuldu. Artık Türkiye'de de kadın-erkek eşitliğini sağlamak için geniş çaplı reformların acilen yapılması gerektiği vurgulandı.

Gerçi Türk kadınlarının 1934 yılından beri seçme ve seçilme hakkı bulunuyor. Mustafa Kemal Atatürk tarafından modern ulus-devlet kurulduktan sonra gerçekleştirilen -örneğin çok eşlilik yasağı ya da boşanma kanunun yürürlüğe girmesi gibi- reformlar sadece şehirli elit sınıfla sınırlı kaldı. Anadolu'da kırsal kesimde toplumsal gerçeklik yasaya uymuyor. Genç kızlar 18 yaşına girmeden evlendiriliyor, okul çağındaki yarım milyon kız çocuğu okula gitmiyor, çok eşlilik bile hâlen yaygınlık gösteriyor. Bu yüzden, Dünya Ekonomik Forumunun "Global-Gender-Gap-Index"'inde Türkiye 134 ülke arasında 129. sırada bulunuyor.

Türkiye'de kadınların konumu genellikle insan hakları başlığı altında ele alınıyor. Konu aynı zamanda ekonomik bir sorunu da yansıtıyor. Bu sorunu en iyi şekilde, istihdam oranı gözler önüne seriyor. 2008 yılında Türk kadınlarının yüzde 22'sinden azı çalışmaktaydı ya da iş arıyordu. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütünde (OECD) bu oran yüzde 62'yi gösteriyor. Aynı gelişme seviyesindeki ülkelerle karşılaştırıldığında bu oran yüzde 33. Afganistan ile İran gibi ülkelerde dahi kadınların çalışma hayatına katılımı daha yüksek.

Kadınların istihdam oranının sadece düşük olması değil aynı zamanda gösterdiği eğilim de dikkat çekiyor. OECD ülkelerinde bu oran sürekli artmasına rağmen Türkiye'de düşüyor. 1988 yılında yüzde 34, 2000 yılında yüzde 27 olan bu oran, geçen yıl yüzde 22 civarındaydı. Bu oran toplumsal değişimle çelişki gösteriyor. Türkiye'de de kadınlar artık daha geç evleniyor, ilköğretim sonrası daha yüksek seviyede eğitim alan kadınların oranı son 20 yılda iki katına çıktı.

Eğer Türk kadınları da daha geç evleniyor, daha fazla eğitim alıyor ve daha az çocuk yapıyorsa, o halde çalışma hayatına neden daha az katılıyorlar? Dünya Bankasının Türk hükûmetiyle ortaklaşa hazırladığı bir raporda tespit ettiği gibi, özellikle iki faktör öne çıkıyor. Birincisi şehirleşme, ikincisi tarım sektöründeki istihdamın düşmesi.

İstanbul'daki hızlı büyümenin gösterdiği gibi, Türk şehirlerinin çekim gücü azalmıyor. Kadınlar o ana kadar yaşadıkları çevrelerde genellikle ailelerinin sahip olduğu topraklarda ücret almaksızın çalışırken, kentsel yeni çevrelerinde evde oturuyorlar. Yani göç, işsizliği beraberinde getiriyor. Kırsal kesimde kadınların çalışma oranı şehirlerden çok daha yüksek. Ancak bu da düşüş eğiliminde. Bu oran 1988 yılında yüzde 51 iken, 2008 yılında yüzde 33'e geriledi. Bu durum genç erkeklerin, daha iyi eğitim olanakları sayesinde, tarımdan vazgeçip sanayi ya da hizmet alanlarında daha kazançlı işlerde çalışmasıyla da gerekçelendiriliyor. Tarımdan uzaklaşma da eşler için genellikle iş hayatından çekilme anlamına geliyor.

Gerçi gerileyen tarım sektörü ekonomik ilerlemeyi de gösteriyor. Buna rağmen daha az kadının çalışma hayatında yer alması hükûmeti rahatsız ediyor. Bu potansiyelin daha iyi kullanılması gerekiyor. Ankara bu yüzden 2013 yılına kadar istihdam oranını yüzde 29'a çıkarma yönünde bir hedef belirledi. Bu, Dünya Bankasının tahminine göre sadece büyümeyi tetiklemeyecek, yoksul sayısını da azaltacak. Bu hedefe, işverenlerin işe aldıkları kadınların sosyal sigortalarının beş yıl boyunca sübvanse edilecek bir programla ulaşılması düşünülüyor.

Ancak kadınların iş hayatına daha iyi entegre olmasının önünde kültürel engeller de var. Çalışan bir kadın, çoğunlukla erkeğin ailenin geçimini sağlayamadığı anlamına geliyor. Anadolu'dan göç edip çocuğunun bakımında aile bireylerinin desteğini alamayanlar için İstanbul gibi şehirlerde çocuk bakım parası ayda 600 lira gibi yüksek bir rakam ki fazla nitelikli olmayan kadınlara verilen düşük maaşla bunu karşılamak mümkün değil. Durum sadece kadın nüfusunun yüzde 6'sını oluşturan üniversite mezunları için daha iyi görünüyor. Türkiye'de bu kadınların –ülke çapındaki sorunun aksine- yaklaşık dörtte üçü çalışma hayatına entegre olmuş durumda.

ABHaber, 15-11-2009

Bu içerik 734 kere okunmuştur
 

Üye Alanı



Anketler

Türkiye Avrupa Birliği'ne Tam Üye olur mu ?

 

 

 


  Neticeler

E-Mail Bülteni