Basında Çıkanlar
2010 Bitti, 2020 Verelim
Bahadır Kaleağası
Avrupa Birliği böylece yeni bir 10 yıllık yolculuğa çıkıyor. Komisyon Başkanı Barroso yeni takımını Avrupa Parlamentosu'na tanıtırken programının adını koydu: '2020 Stratejisi'. Bir zirve kararı değil istenen. Kaynakları, uygulama takvimi, küresel, Avrupalı, ulusal ve yerel düzeylerde ölçülebilir hedefleri belli bir eylem planı...
BRÜKSEL - Avrupa’yı tekrardan rayına sokalım!
- Ne yapalım?
- İnsan, girişimcilik, yaratıcılık, ...
2010 Türkiye AB İlişkileri Açısından Dönüm Yılı Olacak
Prof. Dr. S. Rıdvan Karluk
Anadolu Üniversitesi
Türkiye - AB ilişkileri açısından 2010; 1959, 1987 ve 2005 gibi çok önemli, fakat kritik bir yıl olacaktır. Türkiye’de hükümetin bazı üyelerinin iyimser tablo çizmelerine rağmen 2010’da AB ile ilişkilerde gerginlik artmaz ise, büyük bir başarı sağlanmış olur. Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve Başmüzakereci Bağış’ın iyimser görüşlerine rağmen 2010, 2009’dan daha iyi olmayacaktır. Başbakan Erdoğan, İslam Konferansı Teşkilatı Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu ile 21 Ocak 2010 tarihinde gerçekleştirdiği ortak basın toplantısında "Biz AB'yi Hıristiyan klubü olarak değil siyasi klüp olarak görüyoruz. 50 yıldır AB kapısında bekletilen başka bir ülke olmamıştır" diyerek bu duruma dikkati çekmiştir.
Türkiye'nin Uluslararası İlişkilerde Yeniden Bölgesel Lider Olması
Osmanlı; Sanayi Devrimini kaçırarak üretimi yani ekonomik gelişmeyi, Westfalia Barışı ve Fransız Devrimi ilkelerini kaçırarak siyasi gelişmeyi ıskalamış ve 18. YY a kadar bugün Dünya’nın en stratejik bölgesi olan Balkanlar-Kafkasya ve Orta-Doğu’ya hükmederken birden Avrupa’nın hasta adamı olmuş ve 20. YY’ın başında da dağılmıştır.
Aynı durum uzun süre başta kalan ilk başlarda çok başarılı olan ancak daha sonra kendini çağın dinamiklerine uyduramayıp geri kalan Medici, Habsburg, Tudor, Bourbon ve Romanov gibi Hanedanlarının da başına gelmiştir. Ülkelerini ekonomik bakımdan hızlı kalkındıramayan, çağın koşullarına ayak uyduramayan ve askeri ve siyasi bakımdan başarısız bütün hanedanlar yönetimden uzaklaştırılmışlar ve yerlerini ya yeni bir hanedan ya da Cumhuriyet rejimi almıştır.
AB’ye üye olmak istiyoruz ancak ümidimiz yok
Prof. Dr. Çağrı Erhan
Temmuza kadar Gıda Güvenliği, Kamu Alımları ve Rekabet fasılları açılsa bile, Kıbrıs meselesi, Fransa’nın engellemeleri ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin 8 Aralık 2009’da yaptığı tek taraflı engelleme beyanı sebebiyle geriye açılıcak fasıl kalmıyor
Türkiye-AB ilişkilerinin neredeyse durma noktasına geldiği bir dönemde Çevre faslının müzakerelere açılmasının ardından dönem başkanı İspanya’nın temmuz ayına kadar Gıda Güvenliği, Kamu Alımları ve Rekabet fasıllarının “açılabileceğini” açıklaması ilişkilerde yeniden iyimser bir havanın doğmasına yol açtı. Tabii madalyonun bir de diğer yüzü var. Söz konusu üç fasıl Temmuz ayına kadar açılsa bile bu kez Kıbrıs meselesi, Fransa’nın engellemeleri ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin 8 Aralık 2009’da yaptığı tek taraflı engelleme beyanı sebebiyle geriye müzakerelere açılabilecek hiçbir fasıl kalmıyor. Başka bir ifadeyle, eğer İspanya’nın açıklamasında olduğu gibi yaz ortasında üç yeni alanda müzakerelere başlarsak, Türkiye için “müzakere açma süreci” uzunca bir süre dondurulmuş olacak. Bu sürenin uzunluğunun ne olacağı bir yandan Kıbrıs meselesinin çözümünde bir ilerleme olup olmayacağına, diğer yandan da Avrupa’nın genişleme ve derinleşme yorgunluklarından kurtulacakları zamana göre tayin edilecek. Tabii bir de, Avrupa Birliği’nin “mümtaz şahsiyetlerinden” Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy’nin “eşref saatini” bekleyeceğiz.
2010 Türkiye ile AB ilişkilerinde zorlu bir başlangıç
Türkiye, 2005 yılının Ekim ayında adaylık müzakerelerine başladığından bu yana her yıl öyle ya da böyle bir mücadeleyle geçti. Ülke içinde ardı ardına yaşanan krizler nedeniyle çok fazla zaman kaybedilirken, Parlamento'da projeye dair fikir birliğinin olmayışı da ilerlemenin önündeki talihsiz bir engel olarak duruyor. Süreç öylesine politize oldu ki, bir fili tepeye çıkartmaya çalışmaya benziyor. İlişkiler, karşılıklı suçlamalardan ibaret bir kısır döngüye dönüştü. Türkiye'nin üyeliği AB başkentlerinde ve Fransa gibi bazı ülkelerde akşam yemeklerinde hararetle tartışılan bir mesele olmakla birlikte her ne kadar hükümet Türkiye'nin "AB ilacını içmesinin" önemini telkin etmeye devam etse de, görünen o ki, Türkiye'de AB, altın çağında değil artık. Başka hiçbir aday eski bir imparatorluk, bölgesel bir güç ve AB için birçok farklı konuda yeri doldurulamaz bir partner değildi. Türkiye artık Avrupa'nın hasta adamı olmaktan ziyade kendine güvenen ve tavır sahibi bir ülke, ki bu, hem AB'nin hoşlanmadığı bir şey hem de her zaman baş edilmesi kolay bir ülke olmamasına sebep oluyor. Öte yandan, AB, Türkiye'nin çok önemli bir partner olduğunu teslim ettiğinden bu ilişkinin bozulduğunu görmeyi arzulamamakla birlikte, birçok AB ülkesinin Türkiye'nin kendileriyle olmasını ama içlerinde olmamasını istediği de apaçık ortada. Öngörü sahibi olmaktan uzak bu vizyonun, yeni imzalanan Lizbon Anlaşması döneminde devam edip etmeyeceğini göreceğiz.
AB ile “yol kazası” önlendi
Sami Kohen
Son haftalarda hep merak edilen konuydu: AB bu Aralık zirvesinde Kıbrıs yüzünden Türkiye aleyhinde bir karar verebilir miydi? Üyelik müzakereleri sürecini askıya alabilir miydi? Veya Türkiye’yi büsbütün küstürecek bazı yaptırımlara başvurabilir miydi? Bu hafta AB Dışişleri bakanlarının hararetli tartışmalardan sonra son şeklini verdiği (ve dün başlayan iki günlük zirvede onaylanması beklenen) karar metninde bu olasılıkların hiçbiri yok: AB ile müzakere sürecinin askıya alınması kesinlikle söz konusu değil. Herhangi bir yaptırım veya cezai önlem yok. Hatta verilen yeni bir mühlet de yok...
AB’nin bu konudaki nihai tavrı, Türkiye için oldukça rahatlatıcı.
Ankara’yı aylardır baskı altında tutan sorun, aslında Türk hükümetinin 3 yıl önce bulunduğu bir taahhütten kaynaklanıyor. Türkiye, Ankara ek protokolü uyarınca Aralık 2009’a kadar limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine ve hava alanlarını Kıbrıs Rum uçaklarına açma yükümlülüğünü kabul etmiş, bu husus Aralık 2006’da AB zirvesinin bildirisinde açıkça yer almıştı.
Türkiye bu sözünü çeşitli nedenlerden yerine getiremedi. Başlıca gerekçe, Rum yönetiminin Kuzey Kıbrıs’ı abluka altında tutması, AB’nin de KKTC’ye karşı izolasyon politikasını sürdürmesidir. Belki karşılıklı olarak bu sınırlamalar kaldırılabilseydi, 3 yıl önce verilen sözler de yerine getirilebilirdi. Ama böyle bir formül üzerinde dahi mutabakat sağlanamadı.
Olli Rehn gitti, Stefan Füle geldi

Joost Lagendijk
Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso geçen hafta yeni ekibini açıkladı. Birliğin günlük idaresiyle uğraşan ve tüm AB kurallarına uyulup uyulmadığını kontrol eden Komisyon’da bütün AB üyelerinin birer üyesi bulunur. Adaylar önce göreve uygun olup olmadıklarının anlaşılması için Avrupa Parlamentosu’nca dinlenecek. Parlamento yeşil ışığı yaktıktan sonra, komisyonun yeni üyeleri 1 Şubat 2010’da çalışmalarına başlayacak.
Çoğunuz muhtemelen mevcut komisyon üyelerinin sadece birini tanıyorsunuz: Olli Rehn. Finli liberal 2004’ten bu yana AB’nin genişlemesinden sorumlu olduğundan, yıllardır Türk medyasında epey göz önündeydi. Rehn, Türkiye’nin AB’ye katılımının adil ve dürüst bir savunucusu olmasının yanı sıra yumuşak konuşma tarzı, ince espiri anlayışı ve futbol sevgisiyle hatırlanacak. Çoğu uzmana göre Rehn iyi işler çıkardığından komisyon üyeliğini sürdürecek olması şaşırtıcı değil; nitekim bu sefer de komisyonun ekonomik ve mali işlerden sorumlu üyesi olacak. Bu Türkiye için de iyi haber, zira böylesine saygın ve önemli bir göreve dostunuzun gelmesi her zaman iyidir.
Neue Zürcher Zeitung:Sonsuz aday ülke Türkiye’de kadın erkek eşitliği büyük bir sorun
İsviçre’de yayımlan Neue Zürcher Zeitung gazetesi Türkiye’de kadın erkek eşitliğinin büyük bir sorun olduğuna dikkati çekerek, Türkiye’nin Avrupa ve Orta Asya'da kadınların en düşük istihdam oranına sahip olduğu ülke konumunda olduğunu yazdı. Gazetenin haberinde şunlar kaydedildi:
Türk toplumunda kadınların konumu özellikle de ekonomik bir sorun. Avrupa ve Orta Asya'nın hiçbir ülkesinde çalışma hayatında kadınların oranı bu kadar düşük değil.
Türkiye ve kadın hakları: Bu konu, Doğu ile Batı arasında yer alan Türkiye'nin toplumsal yapısı söz konusu olduğunda, onlarca yıl öfke yarattı. AB de son ilerleme raporunda, "sonsuz" aday ülkenin kanayan yarasına bir kez daha parmak bastı. Raporda; kadınlara uygulanan şiddetin, namus cinayetlerinin ve çocuk yaşta zorla evlendirmelerin hâlen büyük bir sorun oluşturduğu konusunda uyarıda bulunuldu. Artık Türkiye'de de kadın-erkek eşitliğini sağlamak için geniş çaplı reformların acilen yapılması gerektiği vurgulandı.
Türk Alman İlişkileri ve AB'ye giriş sürecine yansıması
NECLA MORA Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılma sürecinde karşısına çıkarılan engellerden biri, Türkiye ve Türklerle ilgili olumsuz imajlardır.
Batı’da Türk düşmanlığının kökenleri ve bunun günümüze yansıtılmasının nedenlerinden biri Avrupa Hırıstiyan halkının yüzyıllardır Katolik kilisenin Türklerle ilgili olumsuz propagandasına maruz kalmasındandır. Bu konuda Halil İnalcık şöyle demektedir;
“Avrupa’da Hıristiyan halk, Turkey, Turkish Empire aleyhinde yüzyıllarca yoğun bir olumsuz propagandanın etkisi altında kalmıştır. Batı halkı, hala Ottoman Empire ile modern demokratik Türkiye arasında farkı göremiyor, çoğu kez görmek de istemiyor. Avrupa kamuoyunu iki “ideoloji” belirler; biri şudur: bin yıldır Kutsal Papa, Avrupa halkını Türklere karşı ayaklandırıp Haçlı seferleri vaaz etmiş, endüljanslar dağıtmıştır…. Yakında Papa 16. Benediktus Türkiye’ye neden geldi? Şark kilisesi Patrikliğinin var olmayan ökomenik (cihanşumül) kilise iddiasını desteklemek ve bin yıllık kiliseler arası Şizma’ya son verip Hırıstiyanlığa ortak bir cephe kazandırmak.”
Türkiye Enstitüsü
JOOST LAGENDIJK
Geçen hafta Kıbrıs hakkında bir tartışmada moderatörlük yapmak üzere Hollanda’ya gittim.
İki konuşmacıdan biri, Berlin merkezli düşünce kuruluşu SWP’den tanınmış Türkiye uzmanı Heinz Kramer, diğeri ise Kıbrıs Üniversitesi’nde çalışan ve adanın bütününde güvenilen ve saygı duyulan birkaç Kıbrıslı Türk’ten biri olan Niyazi Kızılyürek’ti. Tartışma, Türkiye’nin değişen dış politikasına dair ‘İyi Bir Komşu’ adlı konferans dizisinin parçasıydı. Konferans dizisi, ekimde Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından başlatıldı. Son noktayı ise Bilgi Üniversitesi’nden Soli Özel koyacak. Toplantıları Hollanda’daki Türkiye Enstitüsü organize ediyor (www.turkije-instituut.nl).






